Masmavi bir deniz,bir elim bileğime kadar pırıldayan su halkaları içinde kendimle sohbetteyim. Öyle sessiz sakin de değil. Dışardan gören olsa aklımı yitirdigimi sanır. Ne çok özlemişiz kendi kendimize dertlesmeyi. Gülüyorum, kızıyorum, hüzünleniyorum ama yine de seviyorum bende yaşayan benlerimi.
Çok değil,bir kaç zaman önce,gri bulutların arasına saklanmış, arada bir güneşin göz kırptığı, yağmurların yıkadığı,karın arındırdığı ve şimşeklerin aydınlattığı bir dağın zirvesinde oturmuş, kendi sessizliğimle yalnızlığın tadına bakıyordum. Kalabalığın içindeki yalnızlığımla baş başaydım yine.
Öyle kuş bakışı hayatı izliyor, kaçırdıklarımı,kaybettiklerimi , ıskaladıklarımı az da olsa kazandıklarımı hesaplıyordum. Kendimi dinliyor , kendimi görüyordum kendimden
Sadece benken kanat oyuntuları vardı ruhumda.kırıldıkça hırpalanmış özgürlüğümün izleriydi onlar. Gözlerimde silemediğim bir hüzün gölgesi , gülerken gülmenin ne kadar da sıradışı olduğunu hissedip , sonrasından korkmak gibi alışkanlıklarım vardı. Hüzzam makamı şarkılar dinler, isyankârlığımı alenen haykırdığım , acıklı şarkı sözlerini söylerdim.kimsenin bilmediği hüzünlü şarkılarımın bestekârıydım ve hiç dinlenilmeyen makamlardaydı her biri.
Kurallar içinde kuralsızdım ben ve bir uyumsuza aşık olmalıydım mutlaka. Üniforma gölgesinde geçen hayatımın kuralsızlıklarla inşa edilmesi kaçınılmazdı bana göre .