Karısının belli etmeden yaptığı yardımla taksiden inerken sakin gözükmeye çalıştı, ama yazgısını öğreneceği muayenehanenin girişinde, sesi titreyerek karısına sordu, Buradan çıkarken nasıl olacağım acaba, ve başını hiç umudu kalmamış biri gibi salladı.
Bak, bu hikâyenin kederli ve karanlık olmasını istemedim ben, ansızın aşka düşen bir oğlanın, onun ve bir diğerinin düştüğü aşkın hikâyesini anlatmak istedim sana sadece. Ne var ki akşamları anlatılan hikâyelerin hepsi hüznün sessiz sokağına çıkar. Alacakaranlık, tülleriyle onların üstüne çöker, akşamda sükût eden tüm keder, onları yıldızlardan yoksun bir kubbeyle örter, karanlık damla damla kanlarına akar ve onların taşıdığı tüm aydınlık ve renkli sözler sanki bizim kendi hayatımızdan geliyormuşçasına dopdolu ve ağır bir seda bırakırlar.
Şu gümüşi pırıltılarla çağlıyor ve o, kızın gözyaşlarını düşünmeden edemiyor. Belki de şimdi odasında yapayalnız, diye düşünmeye devam ediyor, ona sadece herkesi gizlice dinleyen ve kimseyi avutmayan şu fısıltılı gece kulak veriyordur.