Atılan tüm adımların güzelliği yeniden yaratmak için olduğunu notlarına kaydediyordu dağın samimi dostu. Elinde kamerasıyla düşmüştü pezkovilerin peşine. Dağların doruklarında karşılaşmıştı sevginin yaratıcılarına. Onların gölgesi olup vurmuştu kendini sıra dağlara, uçurumlara ve tanrıların dahi ulaşamayacağı güzelliklere. Ne mutlu onlara ki, onlar hakikatin izinden gittiler; nehirlerden aktılar, çirkinliğe ve karanlığa demir attılar. Kanlarıyla kızıla boyadıkları sonbahar mevsimini, acılarıyla çığları çağrıştıran kış mevsimini, gülüşleriyle yeşerttikleri ilkbahar mevsimini, yürekleriyle ısıttıkları yaz mevsimini anımsatıyordu; bir nevi mevsim onların ta kendisiydi. Belki buraya nice hipotekli sözcük sıralayabilirim, lakin bildiğim şu: hiçbir anlatım sizin ağız dolusu gülümsemenizi karşılamaz. Belki de tanrılar Xelil'in bu denli mükemmelliğe erişmesini hazmedemediler ve bizden onu çaldılar. Kim bilir, belki de Xelil, tanrıların sofrasında geriye kalan mücadelesini elinde kamerasıyla, dilinde şiirleriyle yıldızların ötesinde sürdürüyordur. Her kişinin en az bir defa bu kitaptan acıyı da, hüznü de, mutluluğu da tatmasını diliyorum.