Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını süzerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını,bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak...Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek onu bekleyerek yaşamak...
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.Bu ruh,ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize,bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden,meydana çıkıyordu...Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya,-ruhumuzla yaşamaya -başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler,hicaplar bir tarafa bırakılıyor,ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için ,her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senesinden daha dolu,daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.