Virginia Woolf kadınlar ve kurmaca ilişkisini gözlemlerken, birçok yazarı ve eserlerini de inceleyerek bize okur bakış açısının bir başka halini de kazandırıyor. Örneğin: O 18-19 yy.'larda kadını, bize miras bıraktıklarından (azınlıkta eserler) ve yaşam koşullarından malzeme toplayarak kurmaca ile ilişkilendirip tutarlılıkla sonuca götürüyor. Bizleri de bu sürece dahil edip şahit tutuyor. O yıllarda kadınların çalışmaları neredeyse yok kadarlar. Kadınlar ve kurmaca ilişkisini çözümlemek için çıktığı bu yolda yetersiz kaynakla karşılaşıyor, aslına bakarsanız dünyada en çok tartışılan varlığın biz olduğunu söylerken, bunların genellikle erkekler tarafından verilen yargılar olduğunu görüyor. Öyle çok yargı ve öyle çok fikir vardır ki kadınlar hakkında, hiçbiri bilimsel bir veri sayılmazlar. Kadınlar ve kurmaca ilişkisi için, kadınların eserlerine bakmalıydı, fakat öyle azınlıkta ki. Bizler de kendisiyle birlikte ele alabilecek iyi bir çalışma aramaktaydık. O dönemlerde bahsettiği kadın yazarlar: başta en mühim olan isim, ki onun eserlerini mühim yapan şey çalışmalarında (kadınların kabul etmek zorunda olduğu koşullara bakarsak haklı olarak) öfke, kin ve yetersizlik hissine rastlanmamasıydı. O kaderiyle bir savaş halinde değildi. Yazdıklarını sindiriyor, belki de elinde olmayanı istemiyor sonuç olarak öfke ile değil sükûnet içinde yazıyordu ayrıca herkesten gizleyerek ve muhtemel ki, herkesin oturduğu odada yazmasından ve atfedilmiş sorumluluklardan çalışmaları sürekli bölünen ama buna rağmen tek bir kesiklik yakalayamadığımız, eserleri bütün ve eksiksiz olan Jane Austen, sonra aslında Austen’den çok daha iyi yazabileceğini düşündüğü fakat ondan farklı olarak eserlerine öfkesini yansıtmasından olacak ki o, çalışmalarıyla ilgilenirken bir yandan: kırlarda dolaşmak,