Ben artık bir evde bir otelde kalamazdım. Reisin dediği gibi ben hem öksüz hem de yetimdim. Yüreğim buruk acılarla doluydu Kâbil sokaklarında vurulan fidan boylu abim, mayına basıp parçalanan babam,Pakistan'a giderken mescidin mihrabında çan veren gül yüzlü annemin acısını ancak dağlarda mücadele edilerek dindirebilirdim. Bir yede kalsam bu açılar beni boğardı.Abdest alıp sabah namazını kaza ettim. Üç gün dağlarda yürümüşsünüz. Yorgunluk söz mü?
Reisin gözlerinde yine şimşekler çaktı.Efendiye:sana el kaldıranın eli kururmuş. Bak ben el kaldırıyorum sana. bu akşam ve her aksam lobu ellerle kadeh tutacağım ellerim hiç kurumayacak diye bağırdı. Reis ayağa kalktı ve biriniz ezan okuyun dedi. Geceyi otelde geçirdik. Sabah olunca bizi herat'a götürecek bir kamyon bulacaklarını söyledi. Buna en çokta ben sevinmiştim çünkü yol yürümekten ayaklarım parçalanmıştı. Hicbirimizin yola çıkacak hali yoktu. Bütün istediğim reisin yanında kalmak ve mücadele etmekti.
Bakmayın çelimsiz olduğuna dövüşte bizden geri kalmaz .Her sıkıntıya dayanıklıdır. Hem öksüz hem de yetimdir. Reis beni hem övmüş hem de yaramı deşmişti. Yıldırım Reis çayını içerken yaşlı adama döndü ve neydi bize hemen duyurmadiklari şey? Yaşlı adam Şeyh Abdullah ve iki yakını ile otelimize geldiler. Yıldırım Reis'in "Şeyh Abdullah"ismini duyunca titrediğini ve sarardığını hayretle gördüm.