"Beni Volts'un ölmüş olduğunu bildiğiniz bir hayata gönderdiniz. Ölmüştü de. Yani hiçbir şey değişmedi."
"Sen hariç."
"Nasıl yani?"
"Yani artık bir kediye bakmayı bile beceremediğini düşünmüyorsun. Sen ona bakılabilecek en iyi şekilde baktın. Sen onu ne kadar seviyorsan, o da seni sevmişti ve belki de ölümünü görmeni istemedi. Zamanlarının geldiğini bilirler. Voltaire dışarı çıktı çünkü ölecekti ve öleceğini biliyordu."
Nora etrafa bakınınca yatağında yattığını anladı.
Esas hayatındaydı ama bu sefer daha iyi olacaktı çünkü bu hayatta Voltaire hala yaşıyordu. Fakat kedinin soğuk bedenine dokunur dokunmaz durumu anlayıp büyük bir üzüntüye ve şaşkınlığa kapıldı.
"Anlayamadım," dedi Nora.
"Voltaire'in hala yaşadığı hayatı istemiştim."
"Aslında İstemedin."
"Ne?"
Bayan Elm kitabı bıraktı. "Onu evde tuttuğun hayatı istemiştin. İkisi apayrı şeyler."
"Öyle mi?"
"Evet. Kesinlikle. Onun hala yaşadığı hayatı istemiş olsan, hayır demek zorunda kalacaktım."
"Niye ki?"
"Çünkü öyle bir hayat yok."
"Ben her türden yaşamın olduğunu sanmıştım."
Bayan Elm kitaptan dikkatle okudu. "Kalbi yüzünden genç yaşta öleceği zaten belliymiş."
"Ama araba çarpmıştı."
"Yolda ölmekle araba kazasında ölmek, birbirinden farklı şeylerdir, Nora. Voltaire senin kök yaşamında diğer bütün hayatlarından daha uzun yaşadı. Az önce gittiğin, iki saat önce öldüğü hayat dışında. Önceki birkaç yılı çok zor geçmişti ama senin ona baktığın bir yıl boyunca hayatının en güzel dönemini yaşadı. İnan bana, Voltaire'in bundan çok daha kötü yaşamları da oldu."
"Peki ya kedin? Adı ne demiştin?"
"Voltaire. Kısaca Volts derdim. Neşeli olduğum zamanlarda Voltsy."
"Kedi bakmayı bile beceremediğini söylüyorsun. Neyi değiştirmek isterdin?"
Aynı isimli başka bir kediyi değil, kendi kedisini görmeyi cidden çok istiyordu. Hatta bunu her şeyden çok istiyordu.
"Peki. Voltaire'i evde tuttuğum hayatı görmek istiyorum. Benim Voltaire'mi. Kısa bir süre için de olsa, o hayatı isterim. Öyle bir hayat var, değil mi?"