Anlatılır ki, geçmiş zamanlarda şatafatı ve övülmeyi seven bir halife askerleriyle mescide gelir. Cemaat onu görünce ibadetlerini bırakıp etrafında toplanarak övgüye başlar. Ancak bir köşede, âlim bir zat hiç aldırmadan zikir ve ibadete devam eder. Halife, onun kendisine dönüp bakmamasını saygısızlık olarak algılar ve "Neden bana hürmet göstermiyorsun?" diye öfke ile çıkışır. Alim zat, halifenin makamını abarttığını anlatmak için şöyle cevap verir: "Hür bir insan, asla bir köleye saygı duruşuna geçmez." Bu söz karşısında halife adeta öfkeden kıpkırmızı olur, onun bu halini gören askerleri hemen bu adamı cezalandırmak için hazır ola geçerler. Fakat âlim zat sakin bir sesle ekler: "Bakın, sadece bir sözümle size neler yaptım. Siz öfkenizin, gururunuzun ve nefsinizin kölesisiniz. Ben ise nefsini kendine itaat ettiren bir efendiyim." Halife dersini alır ve askerlerine şöyle der: "Sakın ona dokunmayın. O çoktan benim halifeliğimin sınırlarının dışına çıkmıştır."
İç dünyamızda bizi Allah'a ulaştıran manevi kapının tam karşısında yine görünmez bir başka kapı bulunur: nefis kapısı. Nefis kapısından giren de hazlarının kölesi haline gelir. Vesveselerin ve nefsin bitip tükenmeyen isteklerinin boyunduruğu altında bir esire dönüşür. Manevi kapımız benliğimizi ne kadar hür ve güçlü kılıyorsa nefis kapısı da bizi, bir o kadar köleleştirir ve aciz hale getirir.