Yaşadıklarımız ne kadar zor olsa da bundan tekâmülümüze yarayacak bir hikmet çıkarabiliriz. Nefsimizi körü körüne savunmayı bırakarak hakkını haklıya teslim et- meyi öğreniriz. Kendimizi aciz görmek yerine irade gücümüzle her şeyin üstesinden gelebileceğimizi düşünürüz.
Modern zaman insanı, evreni sadece kendi müşahedesinden ibaret görüp Allah'ı unuttuğu için gerçek bir bunalımın eşiğine geldi. Salt akılla ulaştığı bilgi ona en büyük bilinmezimiz olan yaşam hakkında doyurucu bir bilgi sunamadı.
Kalbimizi tanıdıkça ve hayatın anlamını öğrendikçe ulaşmamız gereken son nokta, Allah'ı tanımaktır. Marifetullah, bizim ulaşacağımız en yüce bilinç hâlidir. Bu öyle bir bilgidir ki hem yaşama ve ölüme bakışımızı hem de kendimize bakışımızı baştan sona değiştirir. Fakat iç dünyamıza bîgane kalıp hayatın anlamını unutursak bu büyük hazinenin kapıları yüzümüze kapanır, nihayetinde Allah'tan uzaklaşmamız kaçınılmaz olur.
Oysa başımıza gelenleri kabullenmediğimizde bize taşıdıkları hikmeti de reddetmiş oluruz. Bu reddediş, kaçınılmaz olarak bulmamız gereken anlamı ve kendimizi unutmamıza yol açar. "Keşke bunları yaşamasaydım. O kişiyle hiç karşılaşmasaydım. Böyle bir ailede doğmasaydım," gibi düşüncelere kapılmak, kişisel senaryomuzdan öğrenmemiz gereken hikmeti reddetmektir.