Kendini unutmanın ikinci anlamı hayatının anlamını unutmaktır. Her birimizin yaşam hikâyesi bir diğerinden farklıdır. Kimimizin hayatı zorluklarla başlar ve zamanla kolaylaşırken kimimizinki ise iyi yaşam koşullarına rağmen zamanla sorunlarla dolu bir sürece evrilir. Nasıl ki yaşadığımız varlık ve yokluğun, mutluluk ve üzüntünün, acı ve sevincin bir manası varsa bazı insanların hayatımızda baş aktör olmasının, bazılarının da senaryomuzun dışında kalmasının da anlamı vardır.
Kendini unutmanın karşısına inşa etmemiz gereken şey "kendimizi bilmektir. İnsana dair en acil söylem olan kendini bilmenin hangi dinamiklerle sağlanacağını ancak Kur'an perspektifinden okuyarak anlayabiliriz.
Riya, haset, nifak, kibir, korkaklık, küfür, gaflet gibi olumsuz özellikler genellikle kalbimize küçük bir siyah nokta şeklinde girerler. Bu siyah lekeler, onları temizlemediğimizde giderek derinleşir ve sabit inanca dönüşürler.
Kalbimiz, kendi lisanıyla bize hastalandığının sinyalini verir; gıdası olan zikre, ibadete ve muhabbete ihtiyacı olduğunu fısıldar. Ancak gafil kişi, dış dünyanın gündemine öylesine kapılmıştır ki içinin ihtiyaçlarını önemsemeden yaşar. Kalbinin manevi gıdasını vermek şöyle dursun, onu daha da bunaltacak eylemlere yönelir. İlacını, içini sıkan işlerde arama hatasına düşer.
Kendini unutmanın ilk anlamı, elbette zâhirimizi unutmak değil bâtınımızı, yani kalbimizi unutmaktır. Kalbimizde hangi hastalıkların olduğunu bilmemek, oradaki duygu, düşünce ve inanç akışından habersiz olmak kendimizi unuttuğumuzu gösterir.