Hepimizin kendine dair hayal kırıklıklarını anlamaya ihtiyacı var. Tekamül yolunda yürümemize engel olan şeyi söküp atmak istiyoruz. Çünkü boşlukta bir ömür tüketmek ve anlamsız bir hayat yaşayıp vakitleri ziyan etmek hem bu dünyada ruhsal sıkıntılara sebep olur hem de öte dünyada derin pişmanlıklarla sonuçlanır.
Nefsi dönüştürmenin yolu, öncelikle onu tanımaktan geçer. Kendimizi tanımazsak ne kalbimizin hastalıklarını bilebiliriz ne de onları iyileştirecek uygun ilacı kullanabiliriz.
Aileyi hem Müslümanca bir hayat yaşamanın mekânı hem de Müslümanca birlikte olmayı güvence altına alan bir imkân olarak anlamamız ve önemini kavramamız gerekiyor.
Eğer, İslâm'ın hakikatini kendi geleneği, yolu veya usulü içinde düşünmek, anlamak, kısacası fıkhetmek istiyorsak, yeniden kendi "usul" geleneğimize dönmemiz bir zorunluluktur. Bunun dışında herhangi bir kurtuluş yolunun olmadığına veya olamayacağına inanmaktayım. Ama tam da bu noktada bu işin hiç de kolay olmadığını, olamayacağını da kabul ediyorum. Yani "eşyada ibaha esastır" kabulüyle başlayıp bitirilecek bir mesele değildir bu. Tam tersine usulümüzün bir parçası olan bu kabulün; bizi bütün eşya dünyasına ve onun içinde cereyan eden hayatı yeniden tahlil etmeye davet eden güçlü ve cesaret isteyen bir çağrı olduğunu fark etmemiz zaruri.