Kategorilere ayırdığınızda ahireti bitiremiyorsunuz ahiret ordadır. Ama ihtiyacınız olduğunda onu çağırıyorsunuz, icabında şöyle düşünüyorsunuz; bugün dünya için çok çalıştık biraz da ahiret için çalışalım, ibadet edelim. Bu tipik bir kategoriye ayırma şeklidir. Hıristiyanlık bunun örneğidir. Altı gün çalışmış bir gün de kiliseye gitmiş. Burada vicdanı rahatlatmak dediğimiz olay var. Hâlbuki İslâm bunu kabul etmiyor, ahireti bu dünyanın bizzat içinde tutuyor. Dünyalık işini yaparken ahireti içkin kılacaksınız, bunu yapmadığınız sürece olmaz. Derseniz ki ben ahireti de düşünüyorum, hayır içkinleştireceksiniz. Bu düşünceyi, bu bakma biçimini Müslüman zihnin kazanması kolay değil. İki yüz senelik kavganın sonunda biz bunu kaybettik. Birdenbire kaybetmedik. Dolayısıyla da onu kazan- mak öyle kolay değil. Bu bir bakıma İslâm'ın terminolojisi içinde söylersek insan kalbinin aslında yeniden inşasıdır. Aklın değil kalbin, çünkü İslâm'da bu anlamda bir akıl kavramı yok, kalp vardır.
Batı düşüncesi ile ilk karşılaştığımız günden beri; bizde de bilinç olarak İslâm, toplumsal olarak İslâm, aile olarak İslâm şeklinde parçalanma yaşandı. Dolayısıyla belki siyasal bir düzen olarak İslâm, iktisadî ve sosyal bir düzen veya bir zihin olarak İslâm'ı yeniden konuşmak lazım. Çünkü gerçekten bu karşılaşmayla birlikte büyük oranda yara aldık. Ama aynı zamanda Batılılaşmaya karşı o yarayla birlikte iki yüz yıldan beridir ona karşı bütün eksikliklerine rağmen bir duruş da sergiliyoruz, bir karşı tavır ortaya koyuyoruz. Eğer deyim yerindeyse gazi durumun- dayız işin böyle bir boyutu var. Şimdi bu boyut birinci derecede bir zihin olarak İslâm'ı parçaladı. Bu karşılaşma Müslüman zihni parçaladı, parçalanmış Müslüman bir zihin bıraktı bize. Bundan dolayı dünyaya yeteri kadar Müslümanca bakamayan ama bakmak isteyen, bakamadığından dolayı da birtakım sıkıntılar çeken, eksikliğini bilen, anlayan bir insan tipi bu. Hem mücadele ediyor ama aynı zamanda da bir bütünlük içinde nasıl olacağının da yollarını arıyor. Dolayısıyla belki de bizim öncelikle Müslüman insanın şahsında bir zihin olarak İslâm'ı yeniden inşa etmemiz gerekir. Diğerleri bundan sonra gelecektir. Nasıl olur? Nasıl inşa edilir? Kuşkusuz ki hiç de kolay değildir bu, bunu da söylememiz lazım. Benim naçizane fikrim şudur; bir Müslüman olarak bizim dünyadaki gayemizin yani gelecek idealimizin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Zira modernleşmeyle birlikte Müslüman insanın; İslâm'ın tanımladığı gelecek tahayyülünden büyük oranda uzaklaştığını görüyoruz. Dolayısıyla da biz bu insan tipini tanımlarken onun gelecek tasavvurunun ne olacağı hususunu da yeniden konuşmamız gerekiyor. Yani bizim dünyaya ilişkin ideallerimizin gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Hümanizmin insan tasavvuru var. Bir de İslâm'ın insan tasavvuru var. Mesela Kur'an'ın dikkat çektiği halife, şahit, varis ve imam gibi sıfatlar var insan için. Öbür tarafta da aslında Nietzsche'nin dile getirdiği üst insan, Süpermen var. Orada sanki tanrıyı öldürüp onun yerine geçmeye soyunan bir varlık söz konusudur.