"Yanına uzandı, başını göğsüne yasladı. Sert, soğuk, kupkuru
bir zemin; Serdar’ın ruhu için yumuşak bir mezar. Orada, ölümle
yaşam arasındaki çizgide yattı. Zamanın, mekânın, hatta bedeninin
çözülmeye başladığını hissetti. Uyumadı. Uyanık da değildi.
Zihni ikiye bölünmüştü: biri sonsuz derinliğe, diğeri kör bir
boşluğa savruluyordu. Belki de ilk kez gerçekten bir şeye sahipti:
kendi çürümesine."