x

Her şey bir ağacı sevmekle başlar.
Ey miletê bêmilet Heta tu nebî milet Tu nabî dewlet #EhmedêXane
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya Herkes uyudu iyi oluyor korkmuyoruz Benimle korkmaz mısın korkma elele tutuşalım Uzaklara gidiyoruz hadi göğe bakalım Karanlık görünmez bir nehir gibi akıyor Güneş gidince her şeyin huyu değişiyor Gözlerimin kapandığına bakma içim gülüyor Öyle her şeyi birden anlatamam sana Uzun uzun konuşuruz istersen bir gün Benim seninle yaşamak gibi bir derdim var Siz tek başınıza kalınca ne yapıyorsunuz Dünyayı o günkü gibi mi görüyorsunuz Bak işte her şey nasıl da yerli yerinde Gök yerinde çay bardağı yerinde Benimle olduğun zaman her şey yerinde Anlatılması imkansız bir sessizlik içinde Uzandık bak işte her şey olması gerektiği gibi Senin de canın sıkılır biliyorum Gel her şeyi bırakalım Göğe bakalım T-U
Mästaren och Margarita — yani Türkçesiyle Usta ile Margarita — Mihail Bulgakov’un efsane romanı. 🖤 1930’larda Sovyetler Birliği’nde yazılmış, ama o kadar tehlikeli ve sistem eleştirisi dolu bir eserdi ki, tam hâliyle yayımlanması için yazarın ölümünden sonra bile yıllar geçmesi gerekti. Kısaca konusu: Şeytan, “Voland” adıyla Moskova’ya gelir ve yanında garip, büyülü bir ekip vardır (dev kara kedi Behemot en unutulmaz karakterlerden biridir). Şehirde ortalığı karıştırırken, “Usta” adındaki bir yazarla sevgilisi Margarita’nın hikayesiyle kesişir. Usta, yazdığı roman yüzünden cezalandırılmış ve ruhsal çöküntüye girmiştir. Margarita ise aşkı için her şeyi göze alır — hatta şeytanla bile anlaşma yapar. Romanın temasında; • özgürlük, • ahlak, • aşkın dönüştürücü gücü, • sanat ve sansür gibi konular ustaca iç içe geçmiştir. Aynı zamanda İsa ve Pontius Pilatus’un hikayesini de paralel bir evrende anlatır. Yani hem gerçek, hem alegorik, hem de mistik bir roman — tam bir zihin bulandırıcı şaheser.
Bugün benim için ikiye ayrılan insanların ilk yarısı düşüncesiz ve çıkarcı, neden belirtmene rağmen salağa vurup öne oturan, doğursam kendimden çıkaracağım yaşta veletler diğer yarısı ise yer verenler olan haksızlık ettiğimin farkında olduğum canımlar..
1984’te yalakalık, basit bir çıkarcılık değil; iktidarın bireyin zihnini ele geçirme yöntemidir. Parti’ye gösterilen aşırı sadakat, samimi bir inançtan değil, sürekli gözetlenmenin yarattığı korkudan beslenir. İnsanlar yalnızca söylediklerini değil, yüz kaslarını, ses tonlarını ve hatta düşüncelerini bile iktidarın beklentisine göre biçimlendirmeye zorlanır. Bu noktada yalakalık, üstlere yaranma çabasını aşar; bireyin kendi benliğini inkâr etmesine dönüşür. Orwell, bu davranışı kişisel ahlaksızlık olarak değil, totaliter düzenin insanı ruhen çökerten sistematik bir sonucu olarak ele alır.