“Yaşayıp yaşayamadığının ayrımına bile varamadığı bir zamanda, hayat hakkında bu kadar çok şey öğreniyor olması tuhaftı.”
Gemiden Düşen Adam, kısa ama güçlü bir kitaptı. Bir anda bir varoluş krizinin pençesine düşüp, sahip olduğu her şeyi sözde kısa bir süreliğine arkasında bırakıp giden kahramanımızın, bir gemide yolculuk ederken ayağının kayıp denize düşmesiyle başlıyor her şey. Henry Preston Standish, her şeye sahip ve bu sahip olduklarını da çok çabalamadan elde etmiş gerçek bir beyefendi. Fakat okyanusun ortasındaki hiçliğin içinde ne sahip olduklarının önemi var ne de geride bıraktıklarının.
İmkânsız olanı istediğimiz zaman bile elimizden bırakamadığımız o umudu çok iyi hissettirdi bana yazar. Öyle ki o umut bir süre sonra can yakmaya başlıyor. Sahip olduklarımız, bizi tanımlayan etiketlerimiz, arzularımız, hayallerimiz, hayatta kendimizi konumlandırdığımız ve gittiğimiz zamanda arkamızda bıraktığımız yerimiz, boşluğumuz… Bu kadar kısacık ve okuması oldukça akıcı bir kitabın ardından çok fazla düşünce ve soru oluştu aklımda. Bu yüzden çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu.