It matters not how strait the gate,
How charged with punishments the scroll,
I am the master of my fate,
I am the captain of my soul.
-W. ERNEST HENLEY
Annem dolabı yoklayıp ne var, ne yok bakarken eline çürük, buruşuk bir patlıcan alıp salladı. "Bu ne kızım?"
"Sevgilisi karnıyarık olduğu için depresyona girmiş bir adet patlıcan."
Yasemin elindeki kitabı, ayraç koymadan kapatıp bana baktı. "Sonradan nasıl hatırlayacaksın kaldığın sayfayı?" diye sordum
"Aramak hoşuma gidiyor," diye bilgece yanıt verdi. "Bulmak da mutlu ediyor sonra."
"Ben kaldığım sayfayı bulamıyorum Yasemin. Ertesi gün kaldığım yere dönmek istediğimde hiç bir şey yerinde olmuyor. Benim kitabımı berbat bir yazar yazmış."
Ucuz ve basit görünebilirdim ama hem ucuz, hem de basit olup kaliteli olan şeyler de vardı değil mi?
Mesela BİM ürünleri. Müdavini olduğum için tüm çikolatalarına hastaydım ve onların çok güzel olduğunu biliyordum. Tuna Üstüner tarafından da böyle görülebilirdim. Neden olmasın?
•Ah, züğürt tesellime limon sıkıp naneyle yiyeyim.
"Öleceğiz!" diye inledim.
"Bundan şüphem yok." Sesi o kadar kendinden emindi ki, ona hayranlıkla baktım.
"Ama birazdan öleceğiz. Bu uçak okyanusa çakılacak!."
Tuna hafifçe sırıttı. " Okyanusun yakınından bile geçmiyoruz!"
"O zaman Toroslar'a çarpacağız!"
"Tanrı aşkına, Deniz! Bu uçak çarpmayacak ve hiç bir yere düşmeyecek!" diye bağırdı. Sinirlenmişti.
Dehşetle atıldım. "Titanik için de böyle demişlerdi."
"Lanet olası Titanik düşmedi!"
Ona nefretle baktım. "Battı ama!"
"Bu uçak ne düşecek, ne de batacak!"
"Nereden biliyorsun? Düşerse ben sana sorarım!"
"Tamam, düştüğünde bana sorarsın ..."
...