Obey

Obey
︎ Göründüğüm gibi, konuştuğum gibi, yaşadığım gibiyim ama düşündüğün gibi olmaya bilirim... ︎!? ︎
hollywood'a göre: — amerikan yerlileri (kızılderililer)kötü adamlardı. — araplar teröristtir. — latin amerikalılar uyuşturucu kaçakçısıdır. gerçek: + abd yerlileri katletti. + abd arapları bombalıyor ve petrolünü çalıyor. + abd uyuşturucunun en büyük tüketicisi. sonuç: propagandaya inanma.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·120 syf.··
2025 14. kitabı
“benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan,sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.hüznü acıyı ve neşeyi tat.benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin.. geçer dediklerimi geçirdim, biter dediklerimi bitirdim. nefret ettiklerimi sildim, artık yeter dedim.geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana. farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..” Mevlana Celaleddin Rumi
Mevlanaİskender Pala · Kapı Yayınları · 20241,196 okunma
Amerika’nın Kuruluşu ve “Yıkılışı” (Bir Mitin Anatomisi) Amerika’nın kuruluşu, genelde “özgürlük” ve “demokrasi” masalıyla anlatılır; gerçekte ise silah, mülkiyet ve dışlama üzerine kurulu sert bir projedir. 1776 Bağımsızlık Bildirgesi “tüm insanlar eşittir” derken, bunu yazanların büyük kısmı köle sahibiydi. Yani ülke, eşitlik fikriyle değil; eşitsizlikle çelişen bir ideal vaadiyle doğdu. Bu vaadin gücü, ilerideki tüm çatışmaların da kaynağı oldu. Kuruluş, aynı zamanda sistemli bir yok etme sürecidir: Yerli halklar, “medeniyet” adına sürüldü; toprak, kutsal değil mal kabul edildi. Batıya genişleme (Manifest Destiny) kader değil, organize bir şiddet politikasıydı. Amerika burada imparatorluk refleksini daha doğarken edindi: sınır varsa, aşılmalıdır. İç Savaş, bu kurucu çelişkinin ilk büyük çatlağıydı. Kölelik meselesi çözülmedi; sadece biçim değiştirdi. Federal devlet güçlendi ama toplum parçalı kaldı. Savaş sonrası kurulan düzen, özgürlükle değil; kontrol, sermaye ve kimlik hiyerarşileriyle işledi. “Amerikan rüyası” bu noktada ekonomik bir vaat olarak yeniden paketlendi. “Yıkılış” ise tek bir tarihe bağlı değildir. Amerika, bir anda çöken imparatorluklardan farklı olarak yavaş çürüyen bir yapıdır. Finans kapitalin siyaseti ele geçirmesi, savaşın dış politika değil ekonomi aracı haline gelmesi, toplumun kültürel olarak ayrışması ve gerçeğin yerini anlatının alması bu sürecin göstergeleridir. Güç devam eder ama meşruiyet aşınır. Bugün Amerika hâlâ ayakta; fakat kurucu mitlerine artık kendisi de inanmıyor. Demokrasi bir ideal değil, bir marka; özgürlük bir hak değil, pazarlık unsuru. Sistem işlemeye devam ediyor ama anlam üretemiyor. Amerika özgürlük vaadiyle kuruldu, çelişkileriyle büyüdü ve şimdi çökmekten çok, kendi mitlerini yiyerek ayakta kalmaya çalışıyor.
BİLGİNİN GÖLGELERİ — KISA KAPSAMLI BÜYÜK FİKİRLER ATLASI düşünce, algı ve zihnin oyunları • baader-meinhof fenomeni: yeni öğrendiğin bir şeyin herkese değil sadece sana “çok sık” görünmeye başlaması. • dunning-kruger etkisi: az bilginin özgüven, çok bilginin şüphe doğurması. • plasebo & nosebo: zihnin inançla bedeni iyileştirmesi ya da bozması. • confirmation bias: sadece duymak istediğin bilgiyi görme refleksi. • pareidolia: anlamsız şekilleri yüzlere ve sembollere dönüştürme alışkanlığı. • apofeni: rastgele olaylar arasında bağlantı kurma takıntısı. • spotlight etkisi: herkesin seni izlediğini sanmak — ama kimsenin bakmaması. • algı tüneli: stres anında dünyanın daralıp tek noktaya sıkışması. • bilişsel yük: zihnin aynı anda taşıyabileceği bilgi miktarının sınırlılığı. • statik değil dinamik benlik: “ben” dediğin şeyin saniye saniye değişen bir süreç olması. • bilişsel rezonans: bir fikrin zihinde yankı bulup büyümesi. • otobiyografik kurgu: beynin hayatını sürekli yeniden yazması. • karar yorgunluğu: her kararın zihni biraz daha tüketip sonraki kararları bozması. • bilişsel sürü davranışı: grubun duygusuna kapılıp bireysel düşüncenin kaybolması. evren, fizik ve gerçekliğin sınırları • görelilik: zamanın hızlanıp yavaşlayabilen esnek bir şey olması. • entropi: düzenin kaçınılmaz şekilde dağılması. • çift yarık deneyi: gözlemin gerçekliği değiştirmesi. • kuantum tünelleme: imkânsız gibi görünen engellerin mikrodüzeyde delinmesi. • entanglement: iki parçacığın mesafe fark etmeksizin senkron davranması. • kuantum gürültüsü: evrenin en temel seviyede bile asla tamamen sessiz olmaması. • kuantum vakumu: “hiçlik” sandığımız şeyin enerjiyle kaynayan bir zemin olması. • zamanın yönü: entropinin artmasıyla geçmiş–gelecek farkının ortaya çıkması. • rasgeleliğin düzen
İlginizi çekecek bilgiler
bilgi ve gerçeklik • confirmation bias: sadece duymak istediğimiz bilgiyi görüp diğerlerini yok sayma eğilimi. • haritanın bölge olmaması: dünyayı anlamak için kullandığımız modellerin asla gerçekliğin kendisi olmaması. • simülasyon hipotezi: gerçekliğin belki de üst bir gerçeklikte çalıştırılan bir program olması ihtimali. toplum ve güç mekanizmaları • panoptikon etkisi: izleniyor olma hissinin davranışları kendiliğinden disipline etmesi. • hegemonya: bir gücün, zor kullanmadan, kültürle toplumu şekillendirmesi. • ağ toplumunun mimarisi: gücün artık merkezden değil, bağlantılardan doğması. insan doğası • tutarlılık yanılgısı: geçmiş kararlarımıza sadık kalma isteğimizin bizi yanlışta ısrar ettirmesi. • statü oyunu: insanların farkında bile olmadan görünmez sınıflar ve semboller üzerinden rekabet etmesi. • özdeşleşme etkisi: anlatılan hikâyelerde kendini görmeye başladığın anda duyguların yön değiştirmesi. dil, semboller ve anlam • metaforların düşünceyi şekillendirmesi: “zaman bir nehir” dediğinde zihnin davranışlarını bile değiştirmesi. • çerçeveleme etkisi: bir cümlenin nasıl söylendiğinin, ne söylendiğinden daha etkili olması. • göstergebilim: işaretlerin görünmez yapısını çözerek kültürü okumanın gizli anahtarı. evrim ve insanlaşma • bilişsel devrim: homo sapiens'in hayal gücü sayesinde devasa toplulukları organize edebilmesi. • seksüel seçilim: zekâ ve sanatın bile biyolojik bir “etkileme oyunu”ndan doğmuş olabileceği düşüncesi. • kültürel evrim: genetikten daha hızlı çalışan, davranışları nesilden nesile aktaran görünmez mekanizma.