OguzHKilic

OguzHKilic
@Ogu_
İstanbul
Çayeli
50 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Özetle Vanderberghe’in ifadesiyle, aslında “Habitus, toplumsal yapıların içselleştirilmesi veya içerilmesiyken, alan habitus’un dışsallaşması veya nesnelleşmesidir” (1999: 396). Sonuç olarak Bourdieu’nün bir toplumsal konumun içkin ve ilişkisel niteliklerini belirli bir hayat tarzı içinde ifade eden birleştirici bir köken olarak habitus kuramı, toplumsal alana eklemli bir “sembolik yapı”dan bahsederek klasik yapısalcılığın sınırlarını aşar. İçselliğin faillerin eylemlerinde dışsallaştığı habitus, işlevsel anlamda, toplumsal aktör/grubun pratikleri ve mülkiyetlerini bir araya getiren üslup birliğini aktaran teorik bir operatör olarak iş görür.
Sayfa 322·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Habitusun İçinde ve Dışında
Saint Simon’da takke kavgasına ilişkin (kim önce selam vermeli?) parçayı okuduğunuzda, eğer bir saray toplumunda doğmamışsanız, bir saray adamı habitusunuz yoksa ve eğer kafanızda oyunda da mevcut olan yapıları taşımıyorsanız, bu çatışma size boş ve gülünç gelir. Eğer tersine, oyunu oynadığınız dünyanın yapılarına uygun olarak yapılanmış bir habitusunuz varsa, her şey sizin için apaçıktır ve oyunun oynanmaya değer mi gibi bir soru aklınıza bile gelmez. Bir başka deyişle, toplumsal oyunlar, kendilerinin oyun olduklarını unutturan oyunlardır ve illusio zihinsel yapılarla toplumsal uzayın nesnel yapıları arasındaki ontolojik suç ortaklığı ilişkisinin sonucu olan bir oyunla aramızda kurulan büyülü ilişkidir (Bourdieu, 1995: 149).
Sayfa 322·Kitabı okudu
Habitus
Kavram, pek çok yorumcuya göre, alışkanlık kavramının çağrıştırdığı şeyle bağlantılı görülse de, Bourdieu’nün terminolojisi dikkatle incelendiğinde ondan temel bir noktada ayrıldığı görülür. Habitus, edinilmiş olan, ancak sürekli eğilimler şeklinde bedende cisimleşen bir şeydir. Bu bağlamda habitus, temeldeki düşünce tarzlarının varsayımlarının aksine, özel bir düşünce tarzına ait bireysel ve kolektif bir tarihe bağlıdır. Alışkanlık (habitude), kendiliğinden tekrarlanan, mekanik ve üretici olmaktan ziyade kopyalanan bir şey iken; habitus, yaratıcı bir tarz sunar. Kendi üretimimizin toplumsal koşullarını “unutmamızı” sağlayan dönüştürücü bir makineyi andıran habitus, sonsuza dek belirlenmiş bir kader, bir tür tarih dışı öz değildir. Habitus geçmiş tecrübelere dayalı strateji-üretici bir ilkedir ve faillere çeşitli görevleri yerine getirmek ve değişen durumların üstesinden gelebilmek için belirli bir mizaç ve eğilim kazandırır. --- Dilersen paragrafın basitleştirilmiş açıklamasını, örneklerle yorumlanmış hâlini ya da Bourdieu’nün habitus kavramıyla ilişkili analitik çözümlemesini de hazırlayabilirim.
Sayfa 317·Kitabı okudu
Yapılaştırıcı Bir Mekanizma Olarak Habitus
Habitus sadece insan deneyimlerininin algısına sistematiklik kazandıran ve yapılandıran bir yapı değildir. O daha ziyade yapılandırılmış bir yapıdır: O, toplumsal uzayın algısını sistemleştirmenin, mantıksal sınıflara bölmenin bir kuralı, kendi sistemini içinde toplumsal kategorilere ayırmanın içselleştirilmesinin bir tezahürüdür (1996: 170). En temelde, yapısal belirleyicilerin soyut mantığı ile bireysel yaratıcılığın parçalı-mikro özelliği arasında bir orta yol arayan Bourdieu, yukarıda ele aldığımız düşünürlerden farklı olarak burada, habitus kavramını failleri içerden yöneten yapılar ve bir içsel mekanizma olarak tanımlar. Kavram ilk kez Ortaçağ Hristiyan ve Gotik mimari üzerine kaleme alınmış Erwin Panofsky’nin çalışmalarında gündeme gelmiş ve Bourdieu tarafından benimsenmiştir (1992: 304); habitusun pratik mantığın kaynağı olduğunu ve “çıkar gölgesi”nin (homo œconomicus’un) aracı değil, ama eylem repertuvarlarını düzenleyen, eylemleri organize eden bir ilke olduğunu iddia eder (Bourdieu, 1977/1977: 72). Bu nedenle, habitus en temelde kişiyi yeniden toplumsal nesnellikle ilişkiye sokan bilişsel ve güdüsel bir mekanizmadır; bilgi ve kaynakların bu bilgi ve kaynakların biçimlendirildiği etkinliklerle aktarıldığı bir kanal, ara-ortam sağlar. Böylece, nesnel bağlamlar karşılıklı ilişkilerin ve dolaysız etkinlik durumlarının habitus aracılığıyla yeniden üretilir ve oluşturulur. Habitus, kişinin etkinliklerinin daha genel parametrelerini oluşturursa da, insanlar izlenimleri deneyimlerinden bir sonuç olmaksızın edinmez; bu deneyimler içinde yer aldıkları tarihsel kategorilerle ve koşullarla birlikte şekillenir (sınıf, dil, cinsiyet, tarihsel konum) ve zihin bu eğilimleri semantik birimler olarak taşır. Belirli toplumsal ortamlar ve pratikler, toplumsal uzamın deneyim
Sayfa 314·Kitabı okudu
Kendime Not!
Daha önce verdiğim seminer örneğini yeniden alırsak, bir katılımcı–özne sosyal sistemin az veya çok birinden ayrılamayan temel yapısal özelliklere kesinlikle katkıda bulunur; bu örnekte, söz konusu sosyal sistemi özne-katılımcıya “dışsal” olarak görmek mantıksızdır. Bu özne-nesne ilişkisini entagmatik dualist olarak adlandırabiliriz. Diğer yandan, aynı anda, daha büyük sistemler veya oyunlara (sözgelimi, bir ulus-devlet veya çokuluslu bir şirkete), sadece çok az katkıda bulunan bir inşa sürecine (oyundan çekilmenin oyunun temel yapısal özelliklerini tamamen etkilememesi anlamında) katılmakta olup, tamamen haklı olarak, söz konusu büyük sistemi kendine “dışsal” olarak görebilir, bu ilişkiden sentagmatik dualizm olarak söz edebiliriz. Yukarıda söylenenler ışığında, hiyerarşik bir konumdaki öznelerin soyut kurallarla veya somut toplumsal oyunlar ya da sistemlerle nasıl bir ilişki içinde olduklarını yapının ikiliği şemasıyla anlamanın imkânsızlığı yeterince açık hale gelir. Özneler soyut kurallar ve kaynaklara hem pratik hem de teorik-stratejik tarzda yönelirler ve ayrıca bazıları diğerlerinden daha dışsal olarak farklı somut sosyal sistemler ve oyunlara yönelir; neticede, ikilik ve dualizm kavramları aynı ölçüde vazgeçilmez önemdedir. Modern bir sanayi organizasyonunun otorite yapısını alalım. Atölyedeki işçilerin kurallar ve kaynaklara esasen bir “doğal–icraat” olarak yöneldiklerini, yani işlerini sürdürmek ve geçimlerini sağlamak için kurallar ve kaynaklardan pratik bir biçimde, sorgulamadan yararlandıklarını varsayalım. Bununla beraber, aynı kurallar ve kaynaklar bilimsel yöntem ilkelerinden etkilenirken, atölyedeki verimliliği artırmak için iş kurallarını analiz etmek ve değiştirmek isteyen ustabaşıların ilgi konusu ve odağı olabilir. Bu, paradigmatik dualizm
Sayfa 217·Kitabı okudu