Habitus sadece insan deneyimlerininin algısına sistematiklik kazandıran ve yapılandıran bir yapı değildir. O daha ziyade yapılandırılmış bir yapıdır: O, toplumsal uzayın algısını sistemleştirmenin, mantıksal sınıflara bölmenin bir kuralı, kendi sistemini içinde toplumsal kategorilere ayırmanın içselleştirilmesinin bir tezahürüdür (1996: 170).
En temelde, yapısal belirleyicilerin soyut mantığı ile bireysel yaratıcılığın parçalı-mikro özelliği arasında bir orta yol arayan Bourdieu, yukarıda ele aldığımız düşünürlerden farklı olarak burada, habitus kavramını failleri içerden yöneten yapılar ve bir içsel mekanizma olarak tanımlar. Kavram ilk kez Ortaçağ Hristiyan ve Gotik mimari üzerine kaleme alınmış Erwin Panofsky’nin çalışmalarında gündeme gelmiş ve Bourdieu tarafından benimsenmiştir (1992: 304); habitusun pratik mantığın kaynağı olduğunu ve “çıkar gölgesi”nin (homo œconomicus’un) aracı değil, ama eylem repertuvarlarını düzenleyen, eylemleri organize eden bir ilke olduğunu iddia eder (Bourdieu, 1977/1977: 72).
Bu nedenle, habitus en temelde kişiyi yeniden toplumsal nesnellikle ilişkiye sokan bilişsel ve güdüsel bir mekanizmadır; bilgi ve kaynakların bu bilgi ve kaynakların biçimlendirildiği etkinliklerle aktarıldığı bir kanal, ara-ortam sağlar. Böylece, nesnel bağlamlar karşılıklı ilişkilerin ve dolaysız etkinlik durumlarının habitus aracılığıyla yeniden üretilir ve oluşturulur. Habitus, kişinin etkinliklerinin daha genel parametrelerini oluşturursa da, insanlar izlenimleri deneyimlerinden bir sonuç olmaksızın edinmez; bu deneyimler içinde yer aldıkları tarihsel kategorilerle ve koşullarla birlikte şekillenir (sınıf, dil, cinsiyet, tarihsel konum) ve zihin bu eğilimleri semantik birimler olarak taşır.
Belirli toplumsal ortamlar ve pratikler, toplumsal uzamın deneyim