Animeler, gençlerimizin psikolojisini bozan, dikkatten kaçan en büyük problemlerden biridir. Kısa bölümlerden oluşan, boş zamanlarda izlenen bu yapıtlar, çoğunlukla Japonların yaptığı yapıtlardır. İzleyen kişilerin içinde derin boşluklar bırakan bu yapıtlar, ilk olarak izleyen kitleyi toplumdan soyutlamaktadır.
Bu soyutlama animenin konusu ile değil; animelerde kullanılan renk boyutları, karakter tarzları ile yapılmaktadır. Sahneler içindeki renk geçişleri, soluk palet renkleri kullanılması, grimsi bir hayatın başlangıcına neden olmaktadır. Kısa sahnelerde yapılan renk oyunları, dünyanın renginden gençlerimizi koparmaktadır. Renk illüzyonu yapılan bu yapıtlar, ülkemizde gizli bir şekilde rağbet görmektedir.
Son yıllarda canice katliam yapan kişilerin profillerine veya sosyal medya hesaplarına baktığınız zaman, bu animelerle ilgili bazı spekülasyonlar görebilirsiniz.
Çocuklarımızın psikolojisini bozan bir diğer konu da kültür dayatmasıdır. Ülkemizde kültürün Batı'dan geldiğine inanan bir nesil yetişmektedir. Milliyetçi kimliğini yitiren bir nesil, Oktay Sinanoğlu hocamızın da dediği gibi Batı'dan medet umar hâle gelmiştir. Bunun neticesinde Oktay Sinanoğlu hocamızın dediği gibi ahmak bir nesil yetişmiştir.
Kendi benliğini tanımayan nesil, dışarıdan gelecek yanlış sinyallere açık bir hâle gelmiştir. Yalnızlaşan toplum içerisinde yetişen bu kimlikler, derin araştırmalar yaparak kimlik ve benlik kaybı yaşamıştır. Yeni bir kimlik arayışı yaşayan bu kişiler, toplum ve kültür faktörlerinden koptukları için iletişim yeteneklerini de kaybetmişlerdir. Bunun neticesinde toplumdan dışlanan ve insanlara düşman olan bir kimliğe bürünmüşlerdir. Neticesinde kendilerine rol model olarak, insanlara zarar veren kimlikleri rol model edinmişlerdir.
Bu dayatma, okullarda İngilizce