Meslekti, tahsildi, maaştı, şuydu buydu, yapılabilecek şeyleri düşündükçe iğreniyorum. Hep bunlar, hep bunlar, bu pis şeyler. Yapacak hiçbir şey bulamıyorum, Albert!"
On hafta askerlik eğitimi gördük, bu süre içinde on yıllık okul hayatındakinden daha kesin bir biçime sokulduk. Parlatılmış bir düğmenin dört ciltlik bir Schopenhauer'dan daha önemli olduğunu öğrendik. Önce şaşkınlık, sonra öfke, nihayet umursamazlık içinde burada zekânın değil, ayakkabı firçasının, düşüncenin değil sistemin, hürriyetin değil talimin sözü geçtiğini anladik.