Betül Yılmaz

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Cezalandırmayacağız,” diye coşkusunu sürdürdü sultan. “Onlara ağır, çok ağır işler yükleyeceğiz,” diye önerdi ulukepez. “O kadar ağır işler yükleyeceğiz ki onlara, düşünecek bir anlık bile zamanları olmayacak. Bu karıncalara hiçbir zaman başlarını bile kaşıyacak bir süre tanımayacağız. Hep iş, hep çalışma, hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar. Bu korkular onları kör, sağır, sersem, beyinlerini işlemez yapacak. İnsanfiller, insankarıncalara hep bunu yaparlar.”
Karıncalığın huyunda başkaldırma, değiştirme, kırmızı sakallı olma huyu vardır. Onlara gece gündüz fil olma düşü kurdurmanın yolunu bulacaksın... Onlara böylelikle karıncalıklarını unutturacaksın... Onun için de yeni biçimler, yöntemler bulacaksın.
Sultan, filler ne kadar iri olsalar da, karıncalar ne kadar korkaksalar da, onlardan çekiniyordu. Bu dünyanın ortasındaki mavi elmas kayasını çıkartanlar, saray yapanlar, şu dağların altını yiyecekle, balla, buğday, çekirdek, çiçek özüyle dolduranlar isteseler, azıcık düşünseler, yürekli olsalar, neler neler yapmazlardı ki bu dünyada. Kendi ağırlıklarının üç, dört mislini kaldıranlar bu karıncalar değiller mi? Onun için bu karıncaları yönetmek için çok feraset, bilim gerekiyordu. Karıncalardan faydalanmak, onları yönetmek, kaba güçle olacak iş değildi. Onları ne aç bırakacak, ne çok doyuracaksın. Ne çok yoksul, ne çok zengin olacaklar. Onları düşündürmemek için her bir şeyi yapacaksın.
Dünyanın en mutlu yaratıkları kim?” “Karıncalar.” “Dünyanın en özgür, eşitlik içinde yaşayan yaratıkları kim?” “Karıncalar.” “Dünyanın en barışçıl yaratıkları kim?” “Kim olacak, karıncalar.”