Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca

·
Okunma
·
Beğeni
·
19218
Gösterim
Adı:
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806735
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Filler Sultanı
Türkiye'nin evrensel yazarı Yaşar Kemal YKY'de... Yaşar Kemal Anadolu'nun binlerce yıllık kültüründen beslenerek yazdığı büyük ve modern romanlarla, ABD'den İngiltere'ye, İtalya'dan Tunus'a, Norveç'ten Kanada'ya, dünyanın dört bir yanında tanındı. Yazdıkları doğu ile batı arasında köklü bir kültürün ve verimli bir coğrafyanın yarattığı, çağlar ötesi gür ses olarak kabul edildi, sevilerek okundu; okunuyor. 15 Ocak'ta okurla buluşacak 40 olağanüstü kitabın tasarımında Abidin Dino'dan Avni Arbaş'a, Turan Erol'dan Bedri Rahmi Eyuboğlu'na kadar pek çok Türk ressamın resimleri ve Ara Güler'in fotoğrafları kullanıldı. "Türkiye"nin Evrensel Yazarı. Yaşar Kemal tüm Yapıtlarıyla karşınızda.

Tadımlık

Filler Sultanı'nda bir halk masalından yola çıkılarak güç ve haklılık arasındaki ilişki ele alınmıştır. Filler Sultanı gücüne güvenerek karıncalara savaş açar. Haklı ya da haksız olmak onun için önemli değildir. Gücünü kendinden milyonlarca kez küçük karıncalar üzerinde denemektir niyeti. Ancak karıncalar birleşir ve haksızlığa boyun eğmeden filler sultanlığını devirirler.

"Eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. Yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim..."
Yaşar Kemal

"Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair. Onu okuyan herkes büyüleyici, güçlü anlatım yeteneğine hayran kalır."
Dagens Nyheter, (İsviçre)

"Yaşar Kemal'in özgün, becerikli ya da bilge bir anlatıcıdan çok daha başka bir şey olduğunu kabul etmek gerekir bir kez daha. Kişileriyle anlattıkları arasında hiç mesafe olmaması, belki de yazarlığının sözlü halk edebiyatıyla ilişkili olarak doğmasından kaynaklanır."
Journal de Centre, (Fransa)
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabını önerip distopyayı anlattım:
https://youtu.be/DNo1wRTFR1g

"Kitlelerin ne düşündükleri ya da ne düşünmedikleri, ilgilenmeye değmez bir sorun olarak görülmektedir."
George Orwell

Günaydın, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabı ile tatlı ve rahat olarak devam eden itaat uykunuzdan uyandırıldınız. İktidarın propagandalarına, umutsuzluk ve korku aşılamalarına sorgusuz ve sualsiz iman etmiştiniz bunca zaman. Ama Yaşar Kemal ile bunlara bir dur demeliydiniz. Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları -yani sizler- birleşmeye gücünüz vardı. Keza birleştiğiniz zaman da Çin Devrimi'nin Mao'su, Küba Devrimi'nin Castro'su ve Sefiller'in Mabeuf'u olacağınızı geçmiş deneyimlerinizden biliyordunuz.

Ol sebepten, Yaşar Kemal bir masal yazdı bizler için. Çocuklarımızı ilk kez uyutmamak için. Masallar, çocukların uyuması içindir bilirsiniz ya. Bu sefer sistemin masalına ara vermek için distopik bir masal gerekiyordu artık karıncalar olan insanlarımızın ve çocuklarımızın uyumayacağı. Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallarımızı bir yokmuş bir yokmuş diye ütopikleştirmeye gelmişti Yaşar Kemal.

Sultanlar sultanı vardı fil denen, diktatörlüğünü bütün dünyaya duyurmuş. Karıncalar vardı insan denen, diktatörlüğe sorgusuz sualsiz iman etmiş. Bir de kırmızı sakallı topal karınca vardı ki, entelektüel, okuyan ve aydın kesimi karşılayan. Aydın kesim sadece manzaranın değiştiğini ve devrin aynı kaldığını, artık her şeyin insanların gözleri önünde ve yine her şeyin onun düşünmesine engel olacak bir oyuncak gibi tasarlandığını da biliyordu. Bütün hırsızlıkların, bütün adam kayırmaların, bütün cahilliklerin halk tarafından görülmeyecek ve akıllarına gelmeyecek bir yere saklanması gerekirdi. Tezgah altı değil göstere göstere sarayı olmasına izin verdi sultanın, karıncalar.

Çuval çuval çiçek ve bal özü atıldı içeri ya da gazeteci, yazar, aydın mı demeli? Savaş ganimetinin tanımı evrimleşmişti. Halkına ihanetin tanımı artık karıncaların ceplerinde kalmış üç kuruş paraya göz diken, sırtlarına her zamandan daha çok iş yükleyen, aralarında iç savaş çıkartmadan rahat duramayan diktatörlerle sınırlıydı.

Kutsal kitap kıbleyi Kabe olarak belirlemişti fakat filler sultanı, diktatörler kıbleyi para olarak değiştirmişti. Yoksa bir itirazınız mı vardı? İtirazı olan filler sultanı ve onun adamları olan kayırılmış filler ordusunun ayakları altında kalırdı. Hele ki bir birleşselerdi!

Sorgulamayız, sual bile sormayız... Sorgusuz sualsiz iman ettik dediler başımızdakine. O ne yapsa doğrudur, dediler. Biz, buna ve sonuçlarına hazırız, dediler. Savaşın barış, özgürlüğün kölelik ve cahilliğin güç olduğunu kabul ettik, dediler. Çünkü iktidarımız buna sorgusuz sualsiz iman etmemizi istiyor, dediler. Dediler de dediler.

Kutsal kitap kul ve köle olmayı, ibadeti sadece Allah'a yapılması gereken olarak söylemişti fakat filler sultanı, diktatörler kulluğun ve köleliğin ibadet etmesi gereken yönünü kendileri olarak değiştirmişti. Çünkü yaşamalıydı saltanatları fani hayatlara sahip olmalarına rağmen ölümsüzlük ütopyalarıyla.

Otoritenin ölümsüzlüğü için ne kadar köle bulunursa o kadar güç demekti. Farkındayken reddetmenin sonrasında bir distopyanın içerisinde olduğunu bilmene rağmen "Yaşasın adalet!" demenin sebebi de buydu. Çünkü hırsızın sarayına da yine hırsızlar girebilirdi. Karıncayken karıncalıktan çıkıp fil dilini öğrenmeye ve filler gibi davranmaya çalıştın, oysaki sadece karınca olduğunu hatırlamalıydın başından beri.

Düşünemedin ama konuştun, üretemedin ama tükettin, sürekli biriktirdin ölümsüzlüğün için. Peki ölümsüzleşebildin mi?

Karıncalar açlık, sefalet, iş yükü, bitmek bilmeyen sorumluluklar ve vergiler altında can verirken karınca vergisi yapımı zevküsefayla sarılı sarayının içindeki senin umrunda mıydı bütün bunlar filler sultanı?

Karınca diliyle olan konuşmalarımız aslında gayet de senin anlayabileceğin düzeydeyken zamanla anlaşılmaz bir hale gelmesini yine senin sınırsız iktidar ve otorite hırsın sebep olmadı mı filler sultanı?

Umut ve güven içinde yaşadığımız ülkede kalplerimize umutsuzluk ve korkuyu aşılayan senin iktidar şırıngan değil miydi filler sultanı?

Azla yetinmeyip her şeyin daha fazlasını isteyen gözü doymaz bir canlıya dönüşmüş sen, hayvanların bile birbirlerine yapmadığı şeyleri sen insanlara neden yaparsın diktatörler sultanı?

Karıncaların açlıktan ve yoksulluktan kırılıp vergiler altında sırtları kamburlaşmışken sen mi ameliyat edecektin onların kamburlaşmış sırtlarını yalan yanlış sayılar verdiğin haber neşterlerinle diktatörler sultanı?

Al karıncalarının kulaklarını tıkayan borazanlarını da, al karıncalarının gözlerini hipnotize eden sinema ve televizyonlarını da, al karın tokluklarını da git başlarından karıncaların diktatörler sultanı!

Bu sefer ben sana soruyorum, eeey diktatörler sultanı! Sen kimsin?! Varlık nedenin olan karıncalar olmasaydı sen kim olurdun? Nietzsche bile kıskanırdı içinde yok olduğun hiçliğini!

Cebren ve hile ile aziz karıncalar dünyasının, bütün karınca yuvaları zaptedilmiş, bütün yiyecek ambarlarına girilmiş, bütün karınca güçleri dağıtılmış ve memleketin her köşesi diktatörlerce işgal edilmiş bile olabilir. Bu gaflet, dalalet ve hıyanet içinde hüküm süren sultanlığın panzehiri ise yeryüzünün bütün karıncalarının birleşm...
173 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Herkeşlere selam olsun .. Hemen bodoz olaya gireceğim .. Kitabı sahaftan aldım .. Bu kısmı atlayamam çünkü kriz var ayağına kan emen kitabevlerinin fahiş fiyat politikalarına haftasonunda gözlerimle şahit oldum .. Hele ki böyle bir kitabı 18 kağıt verip alaydım yüreğime kamikazeler dalacaklardı .. Ben Adam Yayınlarından aldım okudum .. Size de tavsiyem aynı yönde olacak .. Niçin böyle bir kitap dedim onu da inceleme ile sizlere anlatmaya çalışacağım ..

Yaşar Kemal , benim için seneler önce okumuş olduğum ve aklımda silikte olsa kalmış Teneke romanından ibarettir edebi anlamda .. Ama bu Yaşar Kemal' i tanımadığım anlamına gelmez.. Yaşar Kemal' i , Aziz Nesin ' den kelli esasen çokta yakından olmasa da tanırırım .. Duruşunu bilirim .. Neye karşı olduğunu , kimin yanında olduğunu da bilirim ..Yurt dışında bir otel odasında bulgar yazarların küstahlıkları yüzünden Aziz Nesin ile birbirlerini yediklerini , Aziz Nesin ' in "roketli" ve en sert cevabı verelim bu yapılanlara demesine rağmen Yaşar Kemal 'in bürokratik davranmaktan yana tavır alması sonucu arada haşlanan Ataol Behramoğlu' nun anılarından da az buz tanırım kendisini .. Bugüne dek okumayı ertelemişsem bu benim ayıbımdır .. Hatta ayıbım imiş .. Bu roman bunu kafama vura vura değil çaka çaka öğretti tam tabiri ile.. Araları limonidir Aziz Nesin ile Yaşar Kemal' in.. Tabii bu edebi kulvarda değil bazı ideolojik ayrılıklardan ötürü böyledir .. Her ne kadar ÖLÜMÜNE Aziz Nesin hayranı da olsam , bu ayrılıklar fikrimi değiştirmeme etki etmez .. Edebiyatımızın amiral gemilerinden biri olan bu "ADAM" gibi "ADAM" romanlarında hep ezilen kesimin , köylümüzün yanında yer almış.. Bunu Sivas Acısı incelememi (#28905309) yazarken yaptığım araştırmalarımda da gördüm .. Toplumun horgördüğü , Sivas' ta yakılan Nesimi' ye yaptıkları dahi onu efsaneler kulvarına sokar benim nazarımda.. Aziz Nesin' in yazdıkları için derler ya hani TAM AZİZ NESİN 'lik olay diye .. Bu ADAM' ın başından geçenler de tam o ayar .. Arzuhalcilik yaparken tutuklanıp cezaevine konması ve içerde karşılaştığı bir mahkumun ona söylediği şu cümleler...

"Senin ailen bana çok yardım etti, hayatımı kurtardı desem doğru olur ama bu hapishanede tek düşmanın benim. Benden kork. Katillikten, hırsızlıktan, ırza geçmekten düşseydin başım üstünde yerin vardı." Varın gelin sizler anlayın..

Yine de yılmamış .. Romanları 40 yakın dile cevrilmiş .. Bilmiyorum tam sayıyı ama baya bir romanı ya da eseri de uyarlanıp film olarak çekildi .. Burda say say bitmez yaptıkları esasen.. Aziz Nesin ile bence en büyük ortak noktaları emperyalizme olan düşmanlıklarıdır .. Evet düşmanlıklarıdır ve bu masal dili ile yazılmış eser de bunun ete kemiğe bürünmüş halidir .. Biliyorsunuz ki ben incelemelerimi bol işsizlik ve eser miktarda spoiler ile vermekten yanayım .. Burdan sonra yazacaklarım , kitaptaki olaylar zincirine birebir değinmeyecek .. Yani senin anlayacağın "aman da Huriye' nin gelini tarlada sancı tutmuş" , yok "Ümmü' nün aldığı kabaklar kof çıkmış" tarzı bir anlatım yolu izlenmeyecek .. Ana hatları ve konu başlıkları ile kısaca anlatıcam kitabı sizlere ..

Kitabın konusu emparyalizm ile semiren kodamanlar (FİLLER) - kompradorlar (yandaşlar yani HÜDHÜDLER) ve sömürülüp ezilenler ( KARINCALAR )arasında geçiyor .. Bir ülkeye emperyalizm nasıl girer ? Gelin size "YUH ARTIK" dedirtecek bir yaşanmış hikaye anlatayım .. İncelemelerimi okuyorsanız olayın kahramanını ve yaptıklarını Joseph Conrad' ın Karanlığın Yüreği adlı kitabına yazdığım incelememden tanıyorsunuz yakınen .. Bakın bu emmimiz başka neler yapmış ..

DIVIDE ET IMPERA :

O koca göbeğini ve hiç doymayan gözünü kısa bir zaman içinde olsa doyurmak için bu emmimiz Ruanda ve Burundi' yi işgal emri veriyor ... Buranın halkı zaten sıtmayı görmüş ölüme razı olmuş insanlar .. Tıpkı Kongo ' da yaptığı gibi burayı da sömürmek tek amacı ..Ama Kongo macerasından ders almış olacak ki kitaptaki en eski emperyal aldatmacayı oyuna dahil ediyor : BÖL VE YÖNET !! Ne mi yapıyor ? İşgal ettiği coğrafyada yaşayan ve SEKİZDEN FAZLA İNEĞİ OLANLARIN TUTSİLER , daha AZ ineği olanların ise HUTULAR olduğuna KARAR VERİYOR (?!?!?!?!) Gülmeyin !!Vallahi billahi gerçek !! =)) Benim güldüğüme bakma sen !! Ciddiyim !! Çoban olan Tutsiler ve çiftçi olan Hutular aslında senelerdir aynı topraklarda BERABER yaşamış lakin FARKLI kökenlerden gelme iki halk .. Konuştukları dil aynı .. Tarihleri aynı ! Birbirlerine DÜŞMAN OLDUKLARINDAN HABERLERİ BİLE YOK !! Sonuç : Buna öyle bir inandırıldılar ki sene 1994 ile 1995 arasında yaşanan katliamlarda ölü sayısı YARIM MİLYON insanı buldu .. Kökenleri ne kadar geride atılmış olursa olsun FARKETMEDİ!

Bir ülkede birliği ve beraberliği bozduktan sonra ilk neye saldırırsın , neyi sakat bırakırsın ? KÜLTÜR VE DİLE ! Çünkü bunlar ortak değerlerdir .. Temeli ayakta tutan harçtır.. Çimentodur ..Aidiyet duygusunu veren değişkenlerdir.. Geçen yaptığım Fakir Baykurt incelememde de yazdım .. Erinmem ! Bir kez daha yazıyorum : Dil denilen hadise en etkin sömürge araçlarının başında gelir ..Dil ile beraber EMPERYALİST ÜLKELERİN siyasetini benimseme ve mallarını satın alma başlar. Beyin göçünü sağlar. Bir insanın konuştuğu dil, o insanın düşünce ve davranışlarını etkiler. Bir yabancı dili öğrenip kullanan kişi yavaş yavaş o milletler gibi düşünmeye başlar... Şu kısma kadar saydıklarım kitapta karıncalara uygulanan yöntemler senin anlayacağın cicim..

Kitap hakkında iki ,üç kelam etmem gerekirse .. Evet bir masal olarak yazılmış bu kitap .. Anlamak isteyene ÇOK büyük , ÇOK önemli ve ÇOK anlamlı mesajlar veriyor ..

KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCALAR KİM DERSEN ..
Şuraya bir adet resim bırakıyorum .. Fotoğraf KANLI 1 MAYIS' TAN BİR SONRAKİ SENEYE AİT .. İnsanları takır takır tarayıp öldürdükleri seneden bir sonraki 1 MAYIS' a .. En ön sıraya DİKKAT !! =)) Oraya çıkıp yürümek YÜREK İSTER !!

ADAMIN HASISIN "BABA"!!!

SELAM OLSUN SANA DA EY İNCE MEMED!!!

http://i.hizliresim.com/1EXlBb.jpg

Huzur içinde uyuyun !!
208 syf.
İstanbul Okuma Grubu’nun bu ayki kitabı Yaşar Kemal’in “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” adlı romanıydı. Okuma grubumuzun en yoğun katılımlı toplantılarından biriydi -en son Yeraltından Notlar’da bu kadar yoğun katılım görmüştüm- öyleki moladan önce sayı 40’ı bulmuştu. Tabii toplantı sadece sayısal olarak dolu değildi, katılımcıların hemen hepsi gayet yerinde tespitler yaptılar ve dolu dolu yorumlarla harika bir toplantı oldu. Kitap distopik bir kurguya sahip olduğu için ister istemez "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört", "Hayvan Çiftliği" gibi distopyalarla kıyaslandı, eserin alegorik yapısından hareketle romanda neyin neye tekabül edebileceği konusunda çeşitli görüşler öne sürüldü, güncel yorumlar yapıldı ve sonuç olarak görüldü ki büyük yazarların eserleri klasiktir ve onlar ne anlatırlarsa anlatsınlar anlattıkları her devir için bir şeyler söyler. Oğuz Aktürk de toplantı sonrası yazdığı uzun değerlendirme yazısında tespitlere değindiği için ben bu konuya daha fazla girmeyeceğim ve direkt bu kitabın bana çağrıştırdıklarını 1000 Kitap’taki kıymetli kitap dostlarımla paylaşacağım.
Üniversite son sınıfta “Türk Dünyası Edebiyatları” isminde iki dönemlik bir ders almıştık. Bu derste başta Aytmatov’un tüm eserleri ve Cengiz Dağcı olmak üzere Türk Dünyası coğrafyasında yayımlanıp Türkiye Türkçesine aktarılmış eserlerin hepsinden çok sayıda örnek okumuştuk. Hocamızın büyük bir ustalıkla ve tematik olarak hafta hafta seçtiği bu eserler sayesinde o güne kadar hiç fark etmediğimiz yepyeni bir dünyanın kapıları önümüzde açılmıştı. Bu sayede daha önce Sovyetler Birliği hakimiyetinde ve dışa kapalı bir hayat yaşayan insanların bilhassa Stalin devrinde yaşadıkları zulümlere bizzat şahitlik etmiştik. Bu ilgi bende sonraları da devam etti. Elimden geldiğince bu dünyayı takip etmeye, okumaya ve yazmaya devam ettim. Bu eserleri ilk okuduğumda hemen hepsinde bazı ortak konuların tekrar tekrar kullanıldıklarına şahitlik etmiştim hatta bu konuların bir listesini de çıkarmştım. Bunları niye mi anlatıyorum? “Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca” kitabını okuyunca da listemdeki pek çok konunun bu kitapta da tekrar edildiğini fark ettim. Evet zulmün mantığı birdir ve eğer totaliter bir sistemden söz ediyorsak uygulamaların hemen hepsi birbirine benzer. O başlıkların neler olduğunu tek tek saymayacağım ama yazı içinde yer yer bazılarına temas edeceğim.
Totaliter sistemlerin kitleleri hakimiyetleri altına almak için bazı yöntemleri kullandıklarından bahsetmiştik. Bu kitapta da gördüğümüz gibi bu yöntemlerin başında, hakimiyet altına almak istediğiniz topluluğa kim ve ne olduklarını unutturmak gelir. Dillerini, öz kültürlerini özetle köklerini unutan bir topluluk köksüz bir ağaç gibi ortada kalır ve kolaylıkla manipüle edilmeye açık hale gelir. Aytmatov bu durumu “Gün Olur Asra Bedel”de Mankurt efsanesi vastıtasıyla anlatır ve kendisini, soyunu sopunu kim olduğunu unutup mankurtlaşan Jolaman’ın annesi Nayman Ana’yı vurması ile işin gelebileceği trajik boyutu çarpıcı şekilde aktarır bize. Türk dünyası romanlarında mankurtlaşmış insan tipleri ile onların karşısında öz değerlerini savunan kahramanların çatışmalarını sık sık görürüz. Tıpkı Sabitcan ve Yedigey (Gün Olur Asra Bedel) örneğinde olduğu gibi.
Bu romanlarda karşımıza çıkan bir diğer önemli mesele de eğitimdir. Sıkmamak adına çok detaya girmeyeceğim ancak bu eğitimin en önemli parçalarından biri de kitleleri (çocukları, gençleri) marşlar ve sloganlar aracılığıyla tek tip bir eğitime tabi tutmaktır. Sloganlar hazırdır ve sloganı ezberleyen kişi bunu tekrar eder sadece ve düşünmez. Bu sloganı ya da marşı bir grupla birlikte seslendirmek de coşku vericidir ve topluluk üzerinde hipnotik bir etki meydana getirir. Özetle bu tür sloganlar kitleleri topluca bir ideale, bir hedefe yönlendirmek için birebirdir. Farklılığın zenginlik değil suç sayıldığı bu okullarda aslolan tek tip düşünen sistem insanları yetiştirmektir. (Kitapla direkt bağ kurmuyorum ancak okuyan arkadaşlar karıncalara ezberletilen sloganları hatırlayacaklardır.)
Bu sistemlerde kullanılan bir diğer yöntem de topluluktaki bireyleri çok ağır iş yükü altında ezmek suretiyle meşgul ederken diğer yandan da onları çok önemli işler yaptıklarına, çarkın çok önemli bir parçası olduklarına inandırmaktır. (Romanda karıncaların saray yapmaları) Gariptir ki halk bu ağır işlerde çalışırken onları bu işleri verenler yan gelip yatarlar genellikle.
İhbarcılık Türk dünyası romanlarının en önemli meselelerinden biridir. Romanlardaki karakterler herkesin birbirini çeşitli çıkarlar uğruna ihbar ettiği güvenilmez bir dünyanın çarkları içinde kaybolmamak için nafile yere çabalarlar. Küçücük çocukların bile casusa dönüştürüldüğü, Pavlik Morozov ismindeki babasını ihbar eden bir çocuğun kahraman ilan edildiği bu dünyada her çocuk aynı zamanda bir casus adayıdır.
Totaliter sistemlerin en önemli özelliklerinden biri de kendi kutsallarını üretmesidir. Önce bireyleri içinde yaşadıkları topluma bağlayan her ne varsa unutturulur, ardından da onlara suni Tanrılar verilir. Bu sayede bireylerin uyutulması ve istenilen hedefe yönlendirilmesi kolaylaştırılmış olur.
Pek tabii ki Türk dünyasındaki topluluklar üzerinde yapılan faaliyetler Sovyetler Birliği dönemi uygulamalarıyla sınırlı değildir. İsmail Gaspıralı’nın yaptığı çalışmalar (ortak dilde gazete, cedit okulları) Rusya’nın dikkatini çekmiş ve 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rus olmayan milletlerin bağımsızlık talepleriyle karşılaşan Rusya bu dönemde çeşitli projeler üretmiştir ki ben kısaca bu politikaların en önemli mimarlarından biri olan Kazan’da Üniversitede Türk lehçeleri ve ilahiyat üzerine çalışan Ortodoks papazı Prof. N. İlminskiy’'den bahsetmek istiyorum.. İlminskiy’nin geliştirdiği proje bağlamında Rusya eğitim kurumları ve basın kullanılarak yazılı dil hüviyeti kazanmış diller, lehçe ve şivelere ayrılarak çok sayıda yazı dili üretilmiş, ardından da iç içe geçmiş etnik gruplar “aracı dil” olarak Rusçaya mecbur edilmiştir. İlminskiy, Türkler için açılan Rus okullarında, Rusçanın yanı sıra her Türk boyunun kullandığı lehçeyi, Rus alfabesinde, ayrı bir dil gibi öğretmiştir. Böylece Türk gençleri bir taraftan Rus okullarında Ruslaşmaya zorlanırken diğer taraftan Gaspıralı İsmail Bey’in Cedit okullarıyla oluşturmaya çalıştığı dil ve kültür birliğinin önüne geçilmiştir. Bu proje sayesinde aralarında çok az farklılıklar olan lehçeler farklı alfabelere bölünmüş ve ayrı bir dil olarak algılanması sağlanmıştır, bu çalışmanın amacı çok yakın diller konuşan akraba Türkleri parçalamak suretiyle birbirinden ayırmaktır. (Kaynak: https://guneyturkistan.wordpress.com/...lastirma-politikasi/)
Bu politika sayesinde Kırgızca, Kazakça, Özbekçe, Türkmence, Tatarca, Azerice gibi ismini burada sayamayacağım pek çok suni dil oluşturulmuş ve bu politika Sovyetler Birliği döneminde de devam ettirilmiştir. Pek tabii ki bu projenin amacı birbirine yakın lehçeler konuşan toplulukları suni bir ayrıma tabi tutarak ayırmak ve onların birlik olmalarını önleyerek kolay yutulur lokmalara dönüştürmektir. “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” kitabında da karıncalara dillerinin unutturulmaya çalışmasının benzer bir amacı olduğunu görmekteyiz.

“Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” kitabında geçen insanlara dair yorumların olduğu bir bölüm bana Aytmatov’un “Beyaz Gemi” romanını da hatırlattı, bu bölümleri de karşılaştırmak istiyorum.

“İnsanlar kendilerini bir alıp satma deliliğine kaptırmışlar ki, delilik derim sana. Evrende ne bulurlarsa alıp satıyorlar.(…) Allah bizi, dünyamızı insanların şerrinden esirgesin. (…) Şimdi bırakalım insanları Allah onların belasını vermiş zaten. Onlar böyle giderlerse dünyamıza, evrene onlardan hiçbir hayır gelmez. Onlardan kötülükten başka bir şey bekleyemeyiz. (Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, s.81)”

Aytmatov “Beyaz Gemi” romanında Boynuzlu Maral Ana efsanesini anlatır. Bu efsanede iki kimsesiz çocuğu evlat edinen Maral Ana’ya Topal Çopur Nine’nin yaptığı bir uyarı vardır ki yukarıdaki satırlara çok benzer:

“İyice düşündün mü Maral Ana? İnsan yavruları bunlar, insan! Büyüdükleri zaman senin yavrularını öldürürler!
-Hayır, büyüyünce benim maral yavrularımı öldürmezler. Ben onların anaları olacağım, onlar da benim çocuklarım. İnsan öz kardeşlerini öldürür mü?
Çopur Topal Nine acı acı başını salladı:
Öyle deme Maral Ana, insanları tanımazsın, orman hayvanları şöyle dursun, birbirlerini öldürmekten bile çekinmez onlar. Sözlerimin doğruluğunu anlayasın diye bu çocukları sana verirdim, verirdim ama insanlar bu çocukları da öldürürler. Ne diye çekeceksin böyle büyük bir acıyı?”
Nitekim romanda Çopur Topal Nine haklı çıkar ve Maral Ana’nın soyundan gelen insanlar gün gelir soyundan geldikleri marallara da ihanet ederler.

Romanda bir gönderme de Tevfik Fikret’in Han-ı Yağma şiirinde geçen “Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin / Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin” dizelerine yapılmıştır. İlgili bölüm şudur:
“Bini çalışır aç kalır, on bini, yüz bini çalışır aç kalır, birisi yalnız birisi döke saça yer, tıksırıncaya kadar yer yer doymaz. “

“Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” romanının bende çağrıştırdıkları bunlar oldu. Kitaptan uzaklaşmış gibi görünsem de temelde totaliter sistemlerin hepsinin mantığının aynı işlediğini anlatmak istedim. Umarım okuyan herkes için ufuk açıcı bir inceleme olmuştur.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Amacım incelemek değil ..
"Taştan kaçmak " böyle biline :)

Bir varmış bir yokmuş ..
Develer tellal iken pireler hammal iken , uzak uzak sanılan..
"ki aynı zaman da burnumuzun dibinde"
diyarlarda, bir fil sultan yaşarmış .

Benim filler sultanım bıyıklı yalnız baştan anlaşalım Orwellin afişlerinde sürekli her yerde karşımıza çıkan cinsten ..kendi gözetlemese de "gözetleme ordusuna " sahip boş işlerde adamı çok bir sultan olsun benim filler sultanım ..

Hani "mesela" Hitler" olsun
Hava soğuk malum :)

Anlaştıysak eğer anlatıcam "hoş bu devirde lafa, söze ,anlaşmaya " da güvenilmez artık ama ..öyle var sayalım masal içinde masal yaşamaya alışkın bir bünyemiz var "alıştırıldık" yalana dolana hileye. .
.
#SPOİLER

Yaşar Kemal efendim bir usta kalem "ben hâlâ " çok seviyorum diyemesem de okuyorum ..tabii ki üslubuna saygı duymamak elde değil .Özellikle ıstanbul okuma grubunda seçildiğinde "kaçmak" fiili ortadan otomatikman kalkmış oluyor ..
hele de okuma görelim taş_ ilen kovalanırsın Kadıköy sokaklarında :)

Bir yandan iyi oluyor vesileyle yerli edebiyata da yavaş yavaş alışıyorum.

Gelelim hikayeye tabii ki burada özet çıkarmayacaģim sizlere
Okurken hissetiğim şeylerden bahsedeceğim sadece ..

Kitabı "Hayvan Çiftliği " ile birlikte okudum açıkça söylemek gerekirse Yaşar Kemal anlatımı Orwell'e beş basar derim ..

Siyasetin, birer masal kurmacası adı altında beyne zerk edilmesinde ,Yaşar Kemal "büyük" yazmıştır Orwell'e nazaran ..
ben böyle düşündüm .. dünya düzenini masal kalıbına böylesine sokabilmek gerçek bir başarıdır ..üstelik renkli ve süslü bir pasta dilimi gibi hem görsel hem lezzet olarak damakta ve gözde iz bırakmıştır Yaşar Kemal ..
.. iyiki yazmış ,iyi ki de okuyoruz. .

Başta söylediğim"alıstırıldık" kelimesinin tam anlamlıdır bu kitap aslında ..

Filler kendini "büyük" görür ..
Karıncaları "köleleştirir"
Daha sonra her istediğini "alıştıra alıştıra " yaptırır ..
Alışmak _ normalleşmeye evrilir zaman içerisinde ...
En saçma dayatmalar bile normal gelir gözünüze , farkına bile varmadan kökünüź , diliniz ,tarihiniz, geleneklerimiz,yaşam tarzınız değişivermiştir ...

KAŞINMAYA DA ALIŞTIK:)
VAZ GEÇİLMİYOR ..

Aaaa neydik biz ? Karıncaydık? değilmişim ben? Kim dedi ? Filler! !
Zaten aynıymisiz biz yahu eskiden?
Öyle dediler ? Demediler mi ??

Bu kadar düşünüp soru sormaya başlarsanız başka bir sistem size hoşgeldin der "Korku" mesela ..
"susadım çeşmeye varmaz olaydım " şarkısı marş olur dilinize :) pişman ederler ..
UTANMADIN "DÜŞÜNDÜN"
SORMA !!! :)

ACIL ÖNLEM PAKETI TADINDA

Yahu şunları uyduruk bir mesele " ile oyalayın !! her seyi koskoca saray sahibi filler sultanından beklemeyin !!!
Serdar ortaç şarkıları atın ortaya ..onlar meseleyi anlayana kadar biz atı alır üsküdarı geçeriz :) at nerden çıktı şimdi
"Üç anadolu efsanesinden " onuda okudum bu arada :)) Çal! HütHüt
"Seni çöpe atacağım poşete yazık " :)
Iyi bir şey bu diye "oynayan " bile çıkacak çal sen :))

PEMBE TAHT SIZIN OLSUN .. !!
ben gidiyorum buralardan .
Velhasıl kelam sözü çok uzattım ..

Şu "birleşin " kelimesi hiç bir canlı arasında artık olmayacaktır diye düşünüyorum ..

Dünya adına belki de umudu temsil eden kırmızı sakal bile bu küreyi Paranın ve Silahın elinden kurtaramaz ..

Hepimiz aç kalmamak için çalışacağız ..
"Karıncaymışcasına "

__bu masal "onlar ermis muradına biz çıkalım kerevetine diye bitmeyecek ..

Akşama "Survivor " var dünyada bundan başka önemli bir şey yok komşu. .diye bitecek :)
bitti :)
208 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Devler , cüceler, peri padişahları ve onların güzeller güzeli kızları, üç başlı ejderhalar, çıngıraklı ,zehirli yılanlar, pireler, filler sultanı, kırmızı sakallı topal karınca…

Masallar niçin yazıldılar? Sadece çocukları eğitmek için mi? Hayır.

Masallar eski zamanlardan beri insanların zulümlere karşı seslenişi olmuştur. İnsanlar simgeler dünyasının güvenli kapıları ardından masallar aracılığıyla düzene karşı çıkmışlar, benliklerini savunmuşlar, kendinden sonra gelecek olanlara öğütler vermişler, ezen kişiyi masalda bir yaratığa dönüştürüp ona cezalar vermişler, hatta direnişlerin , devrimlerin simgesi olmuşlardır. Masallar dünyanın her yerinden zulüm gören insanların öcünün aktarımıdır. Çoğu zaman da anonimdir. Yaşar Kemal bunu çok iyi bilen , benimseyen bir yazar. Bunu kitabında açıkça ve ustalıkla işlemiş.

Kitap Komünist Manifestonun meşru şekli haline gelmiş adeta. Çok güzel metaforlarla , örneklerle anlatmış nasıl sömürüldüğümüzü, asimile olduğumuzu, kendimizi kaybettiğimizi ve yöneten aklı…

“Yeryüzünün bütün karıncaları birleşin.” Onlar birleşmeden önce karıncaların nasıl ayrıldıklarına bir göz atalım.
Filler karıncaları önce güçleriyle korkuttular, cüsseleriyle , ölümle korkuttular. Korku karıncaların ellerinden önce özgürlüklerini aldı. Ardından filler karıncaları kendilerine benzetmeye çalıştılar. Sabahtan akşama kadar aynı sesleri onlara tekrar ettirdiler. “Biz filiz.” Tekrarların beynimizde ne gibi etkiler bıraktığını, siyasetçilerin ve reklam firmaların tekrarlardan nasıl yararlandığını bir kez daha hatırlattı bana bu kısım.

Ardından fil okulları açıldı, karıncalara karınca dili unutturuldu. Fil gibi karıncalar ortaya çıktı. Tıpkı bizim Avrupa’nın bilimi hariç her türlü özelliğine özenmemiz gibi. İçi boş , özgün değil , özenti olan , yaratmayan , üretmeyen, hazır sevici bir kitle ortaya çıkarıldı. “Özgün “ kelimesi sadece sözlüklerde ve birkaç sohbette geçer oldu , belki anlamı bile bilinmeden.
Filler karıncaların elinden her şeyi aldı. Onlara ölüme sürükledi. Kendi emeğiyle topladıkları yiyecekler onlara açlıktan ölmemelerini sağlayacak miktarda verilince minnet etmeyi öğrendiler karıncalar. Çünkü emeğini çaldıranlar , kendi emeklerini başkasının verdiği bir lütuf olarak görürler. Minnet ederler bu da bir nevi avunuş şeklidir. Bu minnet duygusu da sorgusuz sualsiz biat etmeye dönüşür.

Bitti mi ? Tabii ki hayır.

Ayrıştırma politikası tüm hızıyla devreye girdi. Karıncaları birbirleri arasında ayırıp , onların asla bir araya gelemeyeceğini garanti altına aldılar. Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler, Lazlar, Çerkezler… Sahi biz neden yıllarca ayırdık birbirimizi. Yoksa biz de Filler Sultanına uyan karıncalar mıyız? İnsankarıncalar…
En sonda umutlarını aldılar karıncaların elinden , hoop, diye. Bir güzel mideye indirdiler umutları. Biz asla filleri yenemeyiz diyen ulaklar ortaya çıktı bir anda. Biz insankarıncalarda umut nerde? Çevremde gördüğüm hep bir boş vermişlik, “Amann, böyle gelmiş , böyle gider!” sözleri. “Dünyayı sen mi değiştireceksin.” Saçmaları. Siz insanfiller misiniz acaba biz karıncaların umutlarına tüküren ? Yoksa biz insankarıncalar mıyız kendi umutlarına kendileri tüküren ? Tarafını seç nasıl olsa iki ucu … değnek…

Yaşar Kemal her şeye rağmen umudumuzu kaybetmememizi söylüyor , kitabın sonunda. Benim de içim sonbaharda yapraklarını dökmek yerine yemyeşil oluyor, yeniden açıyor. Ne güzel metaforlar, şiirler kurulu umut üstüne. Kullansak ya azıcık! Çünkü umutsuz insan hareketi bırakıp, var olan düzende yeni şartlar oluşturmaya bakar. Yaşamaya –en aşağı bir şekilde- çalışır. Ve en kötü olan yanı da buna şükreder. Tatlı komşu Ayşe teyze bile yapar bunu…

Biz hep “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler!” buna inanalım.
Roman biter bitmez içimden geçen bir şarkının bir sözünü ve şarkıyı da buraya bırakayım.
“Yare ulaşmadan düşersen eğer, yarına sesinin yankısı kalır.” Yankılarda değil, gür seslerde buluşalım.
https://www.youtube.com/watch?v=o3QGBG569aY
208 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yaşar Kemal'in harika metaforları. Filler, karıncalar, kırmızı sakallı karıncalar, sarıcalar, ulukepez... hepsi tam karşılığını buluyor hayatımızda, bize neyi, kimi anlatmak istediğini çok güzel anlayabiliyoruz. Yine güzel bir Yaşar Kemal romanı okudum. Bu kadar sade bir anlatımla ne kadar etkili olunabilir onu görüyorum Yaşar Kemal'in her okuduğum romanında.

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca bir toplum eleştirisi kısaca. Hangi dönemde, hangi yılda olursak olalım gücü elinde bulunduranın onu acımasızca kullandığı yadsınamaz bir gerçek. Romanda da elinde bulundurduğu gücü karıncalar üzerinde kullanan filleri görüyoruz. Filler Sultanı karıncalara savaş açıyor. Karıncaların kentlerini yıkıyor, dağıtıyor, kendisine saraylar, tahtlar yaptırtıyor, bal özleri, çiçek özleriyle ambarlarını doldurtuyor karıncalara, sömürüyor onları ama yaptığına sömürü yok özgürlük var diye kılıfını da uyduruyor Filler Sultanı.

Peki tüm bu sömürüyü nasıl yapıyor, nasıl karıncaları kendisi için bir köle haline getirebiliyor Filler Sultanı? Karıncaların içlerindeki umutları öldürerek.. Kendilerini filler için onlara çalışmak için yaratılmış varlıklar sanmalarını sağlayarak, kimliklerini kaybettirerek, yüreklerini tüketerek.. Önce karıncaları kardeşiz aynı soydan geliyoruz diye kandırıyor Filler Sultanı, sonra onları kendisi için çalıştırıyor, aç bırakıyor, aç kaldıklarında yiyecek vererek kendine bağlıyor. Ardından dillerini unutturuyor karıncalara, filce öğretiyor, karınca dili diye bir şey kalmıyor. Karıncalar böyle yavaş yavaş tükeniyorlar, yitiriyorlar benliklerini... Tıpkı bir milletin yok oluşu gibi.

Bir tek kırmızı sakallı topal karınca göz yummuyor filler sultanının zulmüne. Fakat bu kocaman filleri nasıl yeneceklerini bulamıyor. Kitaplar okuyor, düşünüyor, araştırıyor, saklandığı dağda bekliyor. Filler sultanı korkuyor kırmızı sakallı topal karıncadan, kendisine tek başkaldıran karıncanın inanınca neler yapabileceğini çok iyi biliyor çünkü.

Karıncalar bir bir yok olurken, yürekleri kaybolmuşken bir türkü duymaya başlıyor tüm karıncalar. Yıldızlardan, aydan, geceden, kayalıklardan, otlardan, akan sulardan, gökyüzünden, topraktan geliyor.. yüreklerinden geliyor karıncaların bu türkü. Sevgi, sıcaklık, dostluk, güzellik, kardeşlik, eşitlik, barış ve en önemlisi de özgürlük türküsü bu. Ve hissediyor karıncalar yüreklerinden gelen bu türküyü, hatırlıyorlar yeniden; yıllardır kendileri çalışıp, yapan, kendileri yiyen çalışkan, özgür karıncalar olduklarını.

Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları birleşince... diye bitiriyor romanı Yaşar Kemal. Ve bizi derin düşüncelere sevk ediyor..
208 syf.
Yine harika bir kitap, ve kitabın incelemesi ile karşınızdayım. :)
Kitabı bir aydan fazla bir süre zarfında okumamın sebebi, bu kitabı haftanın belli günlerinde, -okuma ödevi olarak- okuma derslerinde okumam. Onun dışında kitaba laf söz yok, üstat harika yazmış...
Spoiler:
Kitabın konusu, hayvanlar arası (Filler ve karıncalar çoğunluk olmak üzere) bir üstünlük başlamıştır. Filler, maddi açıdan zarar verebilecek bir yapıya sahiptir. Karıncalar ise, fillere üstünlük gösteremeseler de çalışkanlıkları ile tanınırlar. Filler sultanı, karıncaları ezerek ve güç gösterisinde bulunarak karıncaları kendisi için çalıştırmaya başlar. Karıncalar ne zaman baş kaldırmaya görsünler, filler onlara çektirir de çektirir...
Peki, bu kitap fabl şeklinde olmasaydı ne olurdu? Filler birer güçlü insan, karıncalar ise aslında birer zayıf insandır. Filler iradenin kendilerinde olduğunu bilirler. Karıncalar ise güçlünün yanında ezilmemek için boyun eğerler. Fillerin -güçlülerin- eline çoğu zaman fazla şey geçer. Ama onları zayıflarla paylaşmak yerine, har vurup, harman savururlar. Bir diğer deyişle 'yakarlar'.
Kitap, aslında tamamen günümüzü anlatmış. Güçlü güçsüzü ezer durumunu...
Ama filler beyinlerini sadece "güç uygulayarak zayıfları ezebiliriz" kavramına odaklamışlardır. Zayıf ama çalışkan karıncaların bir birlik olduktan sonra onları yenebileceklerini düşünmemişlerdir...
Kitabın içinde neler yoktu ki? Fillerin kandırıp bazı sarıca karıncaları karıncalar arasına gönderip, karıncaları birbirine düşürmekle görevli -ajan- karıncalardan tutun, gerçeğin farkında olan, dünyasına gerçeği açıklamaya çalışan karıncalar da yok değildi.
Bunu yıllar öncesinden fark etmiş olan Yaşar Kemal, biz insanları doğru yoldan ayırmamak için bu kitabı yazmış. Umarım geriye dönüp baktığımızda, yapılan haksızlıkları görmezden gelmediğimizi görürüz...
İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. :)
Gizem Yalçın
Gizem Yalçın Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı inceledi.
208 syf.
·11 günde·Puan vermedi
İçerisinde bir çok mesajlar barındıran, okurken eğlendiren kitap. Ele alınan konu aslında çok ağır bir toplumsal mesele olmasına rağmen hikayeleştirmeyle birlikte asla sıkılmadan okudum.

Kitap daha çok sonlara doğru 1984 ü anımsattı. Özellikle borazanlar ve televizyonlardan beyin yıkamaya başladıklarında.

Karıncaların kişiliklerine dair bilmediğim şeyler öğrendim. Hayatta en çok sevdiğim hayvan fillerdir. Sürekli onlarla ilgili okurum araştırma yaparım.Videolarını izlemeye bayılırım. Kitapta kötü karakter olarak fillerin seçilmesi beni üzdü ve nedenini araştırdım. Yaşar Kemal bu konuyla ilgili çok güzel bir şey söylemiş “ çocuklar, neyin değişmesi, kimlerin ortadan kaldırılması gerektiğini açık seçik bilecekler ve sonunda fillere haksızlık ettiğimi anlayacaklardır. bu konuda çocuklara çok güveniyorum"


Kitabın genel hatlarına baktığımızda ise yapılan kinayelerle Türkiyede de benzer hikayeler görmek mümkün. Eğer hep bir arada birlik içerisinde olursak dahada güçlü olabileciğimizi anlatıyor. Ve o kadar baskıya rağmen sonuç olarak kimse özbenliğinden kopamıyor ——
hiç bir güç koparamıyor.
Herr Tierarzt
Herr Tierarzt Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı inceledi.
208 syf.
Gözümün seçtiği hiçbir karınca artık sadece birer karınca değil. Renklerini ve boylarını inceliyorum. Bacakları tam m? Ne taşıyor o güçlü çeneleri arasında? Karınca gibi karınca mı? Hangi fil-efendiye hizmet ediyor?

''Bu hayvanlar nelerin replikaları?'' diye sora sora kitap yarılanıyor ve çok güzel bir taşlama gözler önüne seriliyor. Yer yer insanlara laf dokunduruluyor ve hiçbir hayvanın insanlar kadar kötü olamayacağı dile getiriliyor.

Bir ara ''George Orwell - 1984'' kitabına dönen beyin yıkama seansları ve içerilerde fark edilen; medya ve yöneticilerin dayattığı algı insanın canını sıkıyor.

Hainlerin her zaman çıkabileceği ve onların toplumu onlarca kutba ayırıp birbirine düşürebileceğini karıncalar üzerinden çok etkin bir dille gösteriyor Yaşar Kemal.

Yoksulluk ile bıçak kemiğe dayanınca tahayyül dahi edilemeyen davranışların soğuk kanlılıkla ne kadar basit yapılabilirliği olduğunu apaçık görebiliyoruz.

Sermaye sahiplerinin, erk sahiplerinin hiç bir zaman doyuma ulaşamayacağını; bizlere türlü vaatler ile bizleri köleleri olarak tebaasına entegre ettiklerini filler ve karıncalar üzerinde gözlemliyoruz.

''Bizim etimiz ne, budumuz ne?'' demeyip altın kaselerde çorba içenler gibi sefahat düşleyip, boş çabalar içinde elimizdeki bulgurdan olabileceğimizi ve sefahat düşlerken, sefalete sürüklendiğimiz: ''Filler gibi ağaçlara kıçlarını sürterek kaşımak ve müptelası olmak; bu sebeple bütün gün esas vazifelerden kaytarmak ve belaya sürüklenmek gibi özetlenebilir.'' bir metafor yaratıp bize sunuluyor.

Okumaktan büyük keyif aldığım bir eserdi. Asla geç değildir. Umar aramaktan yılmamak başlıca görevimiz olup, motivasyon William Wallace'ınki gibi ''Özgürlük!'' olmalıdır.

Sevgiyle kalın!

Oğuz Beyiniz
Tapatio
Tapatio Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı inceledi.
208 syf.
Öncelikle Yasar Kemal gibi bir ustanın hemşehrisi olmak,onun eserlerindeki dilini gördükçe tanıdık geldiğini,yadirgamadigimi görmek çok hoş.1K Adana okuma etkinliği kapsamında okuduğum bu kitabı edebi yönünden çok içerdigi mesajlar açısından değerlendirmek daha doğru olacaktır. Kahramanlarımız filler,karıncalar ve hüdhüd kuşları,bunların birer simge olduklarını anlamak kitabin başında bile zor gelmiyor. Mevcut dünya düzeninde güçlünün,zenginin, zalimin, sömürüyle güçlenen Bati'nin gerçek yüzünü görmek mümkün. Her bir kitabında ayri ayrı dersler veren,gerçeği kurguyla zenginlestirip okurda bir değişim yaratmak isteyen Yaşar Kemal,neden çağımız Türk ve dünya romanciliginin seçkin kisilerinden biri olduğunu bize apaçık belli ediyor.Spoiler içersin istemediğim için eser hakkında detay vermemekle birlikte,diğer eserlerinde kullandığı dil kalıplarını ve yöresel sözcükleri bolca görüyoruz bu kitapta da. Masalimsi tadıyla okuyucuya verdiği mesajlar bence her şeyin ötesinde güzeldi. Herkese iyi okumalar
208 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Tartışmasız Türk Edebiyatı'nın en büyük gururlarından biridir Yaşar Kemal... Okuduğum her kitabıyla bir kez daha ispatlıyor bunu...
Masalsı bir dille yazılmış, çok akıcı, ders verici ve en önemlisi savaşmanın, özgürlüğün bir kez daha ne kadar önemli olduğunu anlatıyor bize.
Konusu ve yazılış biçimi olarak Hayvan Çiftliğin'e çok benzettim. Bu da daha bi sevmeme sebep oldu kitabı. Okunması gereken eşsiz bir eser.
208 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"İnsanfiller, insankarıncalara tıpkısını yapıyorlar, onların içlerindeki umudu çürütüyorlar." (syf.168)

Bu cümleyi okuduktan sonra, yazmak istediğim birkaç cümle olduğunun farkına vardım. Kitapla alakalı merak ettiğim başlıca sorular var aklımda. Yaşar Kemal'in okumuş olduğum ikinci kitabı ve ilkine nazaran bunu çok daha severek, benimseyerek okuduğumu belirtmeliyim. Ilk basımı 1977 senesinde yapılmış. Günümüz senesini düşünürsek kırk bir senedir güncelliğini yitirmemiş. Okurken sanki şu anı yansıttığını düşünmekten kendimi alamadım. Şimdi bir kitap yazmaya kalksam, kendimi Yaşar Kemal yerine koysam kırk bir sene sonraki nesile ulaşabilme kısmının ne kadarını hayal edebilirim ki?

Ulukepez, karınca ülkesi ve filler sultanı arasındaki elçi. Hem karıncalarla dostluğunu koruyan hem de filler sultanına yaranmaya çalışan bir kuş. Kötü olan şu ki, Ulukepez'i dost elçisi zanneden karıncalar bilmiyorlardır ki, Ulukepez karıncalarla ilgili tüm bilgileri filler sultanına iletiyordur. Nasıl sömüreceklerini, ne hamlede bulunurlarsa karıncaların boyun eğeceklerini...

Ilk atılacak adım, karıncaları korkunun esiri haline getirmek olacaktır. Karınca ülkesini yerle bir etmek ve belli kısmını öldürmek, güçlünün güçsüzü zalimce eziş misalinin örneği. Filler sultanı karıncaları karşısına alıp savaşı onların başlattığını, denilenlerin yapılmadığı takdirde kalanların da öleceğini söyler ve kendisi için verdiği ilk emir görkemli, büyük bir saray inşasıdır.

Ikinci işlenen sömürü politikası, O. Hançerlioğlu'nun da dediği üzere "Dillerini yitiren uluslar, ulusal bilinçlerini de yitirirler." benzetmesiyle filler sultanının karıncalara, karınca dilini yasaklamasıyla hayat bulur. Gerekli fil okulları açar ve karınca dilini bir kez bile kullanmanın cezasını yine ölüm ile eşdeğer tutar.

Yozlaştırılmaya başlanan ve iyice alıştırılan karıncalar bu sefer birbiri içinde kavgaya düşerler, düşürülüyorlardır. Bu kışkırtmayı sağlayan karınca ülkesindeki en tembel, çalışmayan sarı karıncalardır. Yaşar Kemal'in benzetmeyle birlikte anlatmaya çalıştığı toplum eleştirisi. Karınlarını doyurmak için diğer karıncalar hakkında, içlerinde ne oluyorsa filler sultanına söylemek için anlaşma yaparlar.

Diğer bir sömürü hali de karıncaların yaşam biçimini, kültürünü onlara unutturmak ve neye inanmaları gerektiğini onların akıllarına ve düşüncelerine yer ettirmektir. Düşünmeden, düşünce kabul ettirmektir. Kitabın içeriğinden bahsederken burada bir parantez açmak istiyorum.

Düşünmeye izin vermeden, belli şeyleri kabul ettirmek... Hatta bırakın kabul ettirmeyi kökten düşünmeyi engellemek bütünüyle. Kitapta bol bol yer edinen bir tema, bir sömürge adımıyken bana başka şeylerden de bahsetmem gerektiğini söylüyor sanki. Örnegin en basitiyle, içinde bulunulan eğitim sistemi. Bunun saçmalığı ile alakalı bir sürü şey söylemeyeceğim tabiki. Birçok kişi farkındadır diye düşünüyorum. Ama birebir başka benzetmeyle yazılmış halini okuyunca, o kadar olağan hale benzettim ki... Standart hayat şartlarına ulaşımı zorlayarak insanları düşünmekten alıkoymak. O yolda giden, insanın ufkunu açacak her şeyi uzaklaştırmak. Âdeta, işi makina sistemine getirerek, söylenilenleri yaptırmak, fikir beyan ettirmeden, saçmalığını kültüre olan aykırılığını sorgulatamadan yapmak bunu. İşte eğitim değil bu noktada önemli olan. Aydın kişilik yetiştirebilmekte. Eğitim denilen olgunun sonucu, aydın kişilikler vermiyorsa artık, bunun öneminin tartışılmasına ihtiyaç yoktur diye düşünüyorum. Gerçek bir eğitim vermiyoruz çünkü. Tabi hakkını verebilen kesimi haricen tutarak belirtiyorum bu düşünceleri. Farkındalığı aşılamak, olması gerekeni değilde istenileni yaşamak ve düşünceyi özgürlüğün anahtarı olarak kullanmayı öğretmeyi hedefleyen, kırk bir sene öncesinde kaleme almayı başarmış bir Yaşar Kemal diyelim. Açmış olduğum fikir parantezini kapatarak, kitap içeriğine devam ediyorum.

En baştan beri kişiliğini belli eden kırmızı sakallı topal karınca, filler sultanına boyun eğmemiş sürekli okuyup araştırmış ve filler sultanı ile başa çıkabilmenin yollarını aramıştır. Umutsuzluğun, direnişin körlüğü içinde itaat eden diğer karıncalar bir gün kendi dillerinde bir türlü duyarlar. Bu türkü, mazlumun yüreğinden gelen sesin, dağa taşa ağaca suya yansımasıdır. Köşesine çekilmiş olan kırmızı sakallı topal karıncaya umudun sesi olan bu türkü, bütün karıncaları fikir ayrılığına düşürmeden bir noktada birleştirir. Yeşermiş umudun öncülüğünde filler sultanına boyun eğmekten kurtulup özgürlüklerine yeniden kavuşurlar.

Sona doğru Yaşar Kemal'in bu yazmış olduğu Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabı için söylediği birkaç cümle var;
"Doğanın en büyük hayvanı olan fili sömürücü olarak aldım. Sömürülenlerin çokluğunu, çalışkanlığını yaratıcılığını göstermek için de karıncayı. Birçok halk hikayesinde de bu böyledir." der ve ekler, "Neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor..."


Herkese keyifli okumalar dilerim.
Soylu kardeşlerim, tanrı kimseyi insanın düştüğü yere düşürmesin, insanoğlu bezirgan olduktan sonra her şeyi alıp sattıktan sonra, insan olmaktan da çıktı. Yüreği alıp sattı insanoğlu, yürek, yüreklikten çıktı. Aşkı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, arkadaşlığı, kandaki sıcaklığı, güzelliği alıp sattı insanoğlu, insanoğlu insanlıktan çıktı, oburlaştı.
Hiçbir karıncaya göz açtırmayacak, bir tek sözcük düşündürmeyecek onlara yeni oyuncaklar bulmalıyız Karıncalar eğer düşünecek olurlarsa erinde gecinde bu özgürlük düzeninden kurtulmanın bir yolunu bulurlar. Düşünce için bu dünyada her şey sonsuzdur. Karınca da olsa düşünce bir gün bir yolunu bulup fili yener.
Önce karıncaları on beş, yirmi, kırk, bin parçaya bölmeli, sonra da her bölüğü ötekine can düşmanı etmeliydi.
Bölünmüş karıncalar, hiçbir zaman bir güç olamazlar, sonuna kadar tutsak kalırlardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806735
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Filler Sultanı
Türkiye'nin evrensel yazarı Yaşar Kemal YKY'de... Yaşar Kemal Anadolu'nun binlerce yıllık kültüründen beslenerek yazdığı büyük ve modern romanlarla, ABD'den İngiltere'ye, İtalya'dan Tunus'a, Norveç'ten Kanada'ya, dünyanın dört bir yanında tanındı. Yazdıkları doğu ile batı arasında köklü bir kültürün ve verimli bir coğrafyanın yarattığı, çağlar ötesi gür ses olarak kabul edildi, sevilerek okundu; okunuyor. 15 Ocak'ta okurla buluşacak 40 olağanüstü kitabın tasarımında Abidin Dino'dan Avni Arbaş'a, Turan Erol'dan Bedri Rahmi Eyuboğlu'na kadar pek çok Türk ressamın resimleri ve Ara Güler'in fotoğrafları kullanıldı. "Türkiye"nin Evrensel Yazarı. Yaşar Kemal tüm Yapıtlarıyla karşınızda.

Tadımlık

Filler Sultanı'nda bir halk masalından yola çıkılarak güç ve haklılık arasındaki ilişki ele alınmıştır. Filler Sultanı gücüne güvenerek karıncalara savaş açar. Haklı ya da haksız olmak onun için önemli değildir. Gücünü kendinden milyonlarca kez küçük karıncalar üzerinde denemektir niyeti. Ancak karıncalar birleşir ve haksızlığa boyun eğmeden filler sultanlığını devirirler.

"Eğer insan soyunun bu en zaliminin simgesini, benzerini hayvanlar arasında arayacak olsaydım, belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum. Yok yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimleri simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim..."
Yaşar Kemal

"Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair. Onu okuyan herkes büyüleyici, güçlü anlatım yeteneğine hayran kalır."
Dagens Nyheter, (İsviçre)

"Yaşar Kemal'in özgün, becerikli ya da bilge bir anlatıcıdan çok daha başka bir şey olduğunu kabul etmek gerekir bir kez daha. Kişileriyle anlattıkları arasında hiç mesafe olmaması, belki de yazarlığının sözlü halk edebiyatıyla ilişkili olarak doğmasından kaynaklanır."
Journal de Centre, (Fransa)

Kitabı okuyanlar 2.881 okur

  • Malik Doksal
  • Esin
  • Bilal Işık
  • garcelmujik
  • Enes Bener
  • Fatma Yılmaz
  • Zeynep kılıç
  • Tuğba yaşar
  • Abbas çetin
  • Büşra Dinç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%7.6
18-24 Yaş
%16.3
25-34 Yaş
%38.4
35-44 Yaş
%21.5
45-54 Yaş
%6.4
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%5.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.8
Erkek
%45.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.6 (452)
9
%22.9 (227)
8
%16.9 (168)
7
%6.5 (64)
6
%2.9 (29)
5
%0.8 (8)
4
%0.1 (1)
3
%0.3 (3)
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları