Ustası, “Tanrı’nın sana verdiği ceza neydi, Mihael. Bir de değindiğin üç gerçek nedir, söyle ben de öğreneyim...” dedi.
Mihael:
“Tanrı, onun yolundan ayrıldığım için cezalandırdı beni. Cennetin meleklerinden biri olmama karşın, O’nun buyruklarına karşı geldim. Tanrı, bir kadının canını almam için yollamıştı beni. Dünyaya vardığımda, kendi başına yatan bir kadıncağız gördüm: Kadın, deminki ikiz çocukları doğurmuştu. Bebekler annelerinin yanında zor bela kımıldanıyorlar ama kadın ne yapsa onları göğüslerine kaldıramıyordu. Beni gördüğünde, canını alayım diye Tanrı’nın gönderdiğini anlayıp gözyaşları dökerek, ‘Ey Tanrı’nın meleği! Kocam kestiği ağacın altında kalıp birkaç gün önce öldü. Kimin kimsen yok; bu günahsızlar ölüp gidecek. Yalvarırım, canımı alma! N’olur, onları emzirmeme, kalkıp yürüdüklerini görmeme yetecek kadar izin ver. Çocuklar ana babaları olmadan yaşayamaz!’ Söylediklerini dinleyip bir çocuğu bir göğsüne, diğerini de kollarına uzatıp, göklere yükselip O’nun huzuruna çıktım ve ‘Tanrı’m, verdiğin görevi yerine getiremedim; kadının kocası bir ağacın altında kalarak can vermiş; kadın, ikiz yavrularının hatırına canını almayayım, çocuklarının büyüyüp yürüdüklerini göreyim diye yalvarıyor. Bu yüzden, verdiğin görevi yerine getiremedim.’ dedim. Tanrı, ‘Git, annenin ruhunu teslim etmesini sağla ve üç gerçeği öğren: İnsanın içinde ne vardır?.. İnsana verileni ve verilmeyeni öğren. İnsan ne ile yaşar, öğren. Bunları öğrenip tekrar göklere dön.’