Rabia Aydın

Rabia Aydın
@Okumaaska
Aileden göçmen Karadeniz, İstanbul, Muğla.
Öğretim Görevlisi
Tarih Öğretmenliği, Sosyoloji Yüksek Lisans ve Doktora
Muğla/Marmaris
18 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Ben Bir Türk Zabitiyim
"Aman Allahım. Bir kere bütün bunlar gerçek olabilir mi? Bir tek insan bu kadar çok şey başarabilir mi? Sonra da bunlar unutulabilir mi?Bir insan hem bu kadar kahraman, hem de bu kadar sakin ve mütevazı olabilir? Mustafa Ertuğrul 'un fotoğraflarını ilk kez burada görüyorum. 1.86 boyunda, aydınlık temiz yüzlü yakışıklı bir adam. Kendine ve ulusuna güveniyorsan, özgürlüğün onuruna inanıyorsan; demek ki dört küçük top ve bir koca yürekle neler yapılabiliyor
Sayfa 24 - Denizler Kitabevi 4. Baskı Mart 2007 İstanbul·Kitabı okudu
Reklam
Hüsamettin Ertürk
İstanbul'un yabancı işgali altında kaldığı yıllarda, Türk halkını kalbinden yaralamış, onu sonsuz bir ıstıraba sevk etmiş hadiselerden biri de boğazlayan kaymakamı Kemal Bey'in idamı idi. Mesleğe genç ve idealist bir vatansever olarak giren Kemal Bey, birçok değerli vazifeler ifa ettikten sonra birinci Cihan harbinin son yıllarında Boğazlıyan kaymakamı ve Yozgat mutasarrıf vekilliğinde bulunmuş ve bu sıralarda dahiliye nezaretinden şöyle bir şifre almıştı:"kazağınız dahilinde bulunan minimum Ermenileri 24 saat zarfında yola çıkaracaksınız, bunların sevk edileceği istikamet suriyedir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi." Kemal Bey bu şifrenin alındığını telgrafla nezarete bildirmiş, sonra da jandarma kumandanının yanına alarak alakadarlara, kaza hudutlarından dışarı çıkmalarını anlatmıştı. Kaymakam Kemal Bey, bu Emir vermekle kalmamış, tahliyenin icrasına bizzat nezaret eylemişti. Ermeniler, gözyaşları dökerek, yıllarca ekmek yedikleri, alışveriş eyledikleri, dedelerini ve babalarını gömdükleri bu toprakları terk edeceklerdi. Bu onlara pek acı gelmişti. Ama yapacak bir şey yoktu! Emir büyük yerden, ta İttihat ve Terakki fırkasının umumi merkezinden geliyordu. Bunun önüne de hiç kimse geçemezdi. Onun için ümitsizlik, ızdırap içinde memleketi terk ediyor giderken yanlarına bir şey alamıyorlardı. Yalnız bu muhacirler bilselerdi ki, başlarına gelen bu felakette, itaat ve Terakki fırkasından ziyade gene kendilerinin Taşnak ve hınçak adlı komitecilerinin dahili vardır. Anlamış olsalardı ki; 1 Cihan harbi başladığı ve Rus ordularının Anadolu'nun doğusundaki masum Türk kasaba ve köylerini bastığı zaman, onlara öncülük eden, gösteren ve her yere girdikleri zaman, ihtiyarlarını, torunlarının önünde doğrayan, kızlarını analarının yanında tecavüz eden, çocuklarını paylaşan
Sayfa 258 - Ark kitapları Özgü yayıncılık İstanbul 2003·Kitabı okudu
Alıntı
Süreyya Sami Berkem
Bekir Ağa bölüğünde tanıdığım sinemalar arasında Urfa Mutasarrıfı merhum nusrat'ı hiç unutamam. Enerji sahibi, ciddi bir azimkar bir adamdı. Vazife başında kendisini görmedim ama bilenlerden işittim ki çok dürüst ve çalışkan imiş. İnsanları yakından tanımak için hapishaneler kadar elverişli yer yoktur. Hapishane hayatı yaşamış olanlar bilirler ki, burada insanlar birbirleriyle sıkı temastadırlar. Beraber kalkarlar. Aynı masada yemek yerler. Koğuşta yatarlar. Uyku zamanı müstesna bütün bir 24 saatlik hayat hep müşterektir. Vakit geçirmek için herkes birbirine hayatını, mazisini, maceralarını anlatır. Hapishanede topu topu 2 ay tanıdığınız bir adamı, dışarıda 10 senelik muhalefeniz olan bir arkadaştan daha fazla tetkik etmiş ve anlamış sayılabilirsiniz. Nitekim Nusret ile olan muharrefemiz 4-5 ayı geçmemişken birbirimizi iyi anlamış ve derin bir muhabbetle sevmiştik. Nusret'in bence yegane kusuru, saf oluşu idi. Bu da temiz yürekliliğinden ileri geliyordu. Nemrut Divanı Harbi'nin kendisini asacağına bir türlü ihtimal vermezdi. İdamdan 15, 20 gün evveline kadar _iş artık karara kaldı. Berat muhakkak. Buradan çıkar çıkmaz evvela müterakim maaşlarımı alır ve evvela borçlarımı öderim. Çoluk çocuğun birkaç aylık nafakasını da temin ettikten sonra hemen Anadolu'ya geçerim der ve Anadolu'ya geçtikten sonra nasıl can'la başla çalışacağını, kendisine verilecek vazifede muvaffak olmak için neler yapacağını uzun uzadıya anlatırdı. İdam şöyle dursun, en ufak bir mahkumiyet bile hatırından geçmezdi. O kadar kendinden emindi. Gerçi nemrut Mustafa'nın muhakeme tarzından çok şikayetçiydi. Anlattığına göre, bu zalim herif ona müdafaa Hakkı vermez, söz söyletmez, ümitlerin birbirini nakleden ifadelerine dikkati celbedilse aldırış etmez ve bunları zapta geçirtmezmiş. Diğer taraftan,
Sayfa 196 - Ark kitapları Özgü yayıncılık İstanbul 2003·Kitabı okudu
Alıntı
Hüseyin Cahid Yalçın
İstanbul'un bu kadar güzel olabileceğini şimdiye kadar hiç tahmin etmemiştim. Burada büyümüş, yaşamış, sevmiş, hayatın en Mesut dakikalarını geçirmiştim. Fakat bu her zamanki İstanbul değildi. Onda, bir daha ebediyen görüşmemek üzere gözlerini kapayan hasta bir sevgili hali vardı. Onun son dakikaları yaklaşmış gibi görünüyordu. Ufuklarda tebessüm eden zarif gölgesi ile Türk İstanbul artık bir hülya'dan ibaret kalacaktı. Yayıldığı yerlerden bir hicret ve geriye doğru bir toplama devresi geçiren Türklük, asırlarca müddet kendisinin bütün hayat çarpıntılarına merkez olan bu misli bulunmaz memleketi de bırakıp daha uzaklara çekilecekti. Burası garbın kan ve Ateş teli altında mahvolup gidecekti.
Sayfa 69 - Ark kitapları Özgü yayıncılık İstanbul 2003·Kitabı okudu
Alıntı
Malta Esirleri
İngilizler Malta'daki suçluları Kendi mahkemelerinde yargılıyorlardı. İstanbul'dan gönderilen deliller ihtiyacı cevap vermiyordu. Zira, bunların hemen tamamı bir ihbar, kulaktan duyma nakiller ve benzeri iddialar idi. İstanbul yüksek komiserliği'nin Ermeni ve Rum masası, en ufak ihbarı kafi'yi görüp tutuklamayı yaptırmıştı. Bu şekilde hareket ettiği ve zamanında her olay üzerinde dikkatle durmadığı için, eğer tutuklananlar içinde hakikaten suçlu varsa bile şimdi bunun tespit imkanı kalmıyordu. Nitekim bu durum kraliyet savcılığının 29 temmuz 1921 tarihli raporunda şöyle açıklanmıştı: bu kişiler hakkında eğer sevk edilecekleri mahkeme, bir İngiliz mahkemesinin talep edeceği nevi'den deliller talep ederse, savcılık büyük bir sıkıntıya düşer, şimdiye kadar Mahmutlar hakkında yaptıkları ithamların doğruluğu hususunda şahitlerden hiçbir yazılı vesika alınmamıştır. Herhangi bir şahit bulunabileceği şüphelidir. Delil olarak gösterilen hususlarda daha Salih bilgiler temin edilmedikçe kraliyet savcılığı, tetkikine sunulan vakaların herhangi birisinin başarıyla sonuçlanabileceği hakkında bir mütala beyan etmeye imkan görememektedir. Ermeni kırımı iddiası ispat edilemiyordu. İngilizlerin 2 yıllık delil arama çabası boşa gitmişti. İstanbul'daki İngiliz yüksek komiserliği ciddi bir delil bulamamıştı. Son bir umutla Amerika'ya dönüldü. Yüksek komiser Rumbolt, Malta sürgünlerini suçlayabilmek için; Amerika'nın elinde bol miktarda belge bulunduğu kuşkusuzdur demişti. Bunun üzerine 31 Mart 1921 günü Lord Curzon, İngiltere'nin Washington büyükelçiliği'ne bu yönde bir telgraf çekti. Fakat Washington büyükelçisinin bu telgrafa verdiği cevap çok ilginçti; Amerikan dışişleri bakanlığında birçok soruşturma yaptım. Bana bugün bildirildiğine göre, Amerikalıların elinde Ermeni sürgünü ve kırımı
Sayfa 44 - Ark kitapları Özgü yayıncılık İstanbul 2003·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam