Bekliyorum…
Neyi beklediğimi bilmeden.
Neden beklediğimi bilmeden.
Sanki içimde görünmez bir el, “dur” demiş de ben de o duruşa sadık kalıyorum.Zaman akıyor, ben akmıyorum.
Günler geçiyor, ben geçmiyorum.
Bir şey olacakmış gibi hissediyorum ama ne olacağını tarif edemiyorum.
Belki bir ses, belki bir yüz, belki bir cümle…
Belki de hiçbir şey.İnsanın içini en çok yoran şey, belirsizlik değil aslında.
Belirsizliğe rağmen hâlâ umut taşıması.
Ben de taşıyorum işte.
Kendime bile itiraf edemediğim bir umudu,
adını koyamadığım bir ihtimali,
gelmeyeceğini bildiğim bir dönüşü.Bazen diyorum ki:
“Ne bekliyorsun Bayram?
Kimden ne umuyorsun?”
Cevap yok.
Sadece içimde bir kıpırtı…
Sanki biri kapıyı çalacakmış gibi,
sanki bir mesaj gelecekmiş gibi,
sanki bir şey değişecekmiş gibi.Ama hiçbir şey olmuyor.
Ben yine bekliyorum.
Bekledikçe içimde bir şey ağırlaşıyor,
ağırlaştıkça daha çok bekliyorum.Belki de ben beklemeyi bırakınca gelecek olan şey,
beklediğim şey değildir.
Belki de beklediğim,
kendimden bir haberdir.Ama yine de…
İçimde bir yer, inatla fısıldıyor:
“Dur. Bir şey olacak.”Ve ben o fısıltıya teslim olup,
ne olduğunu bilmeden,
neden olduğunu anlamadan,
Yine de bekliyorum.