Ama şimdi sözler, daha ağzımdan çıktıkları anda, ihtiyarın hediyesine göstermek istediğim özenin pek de koruma sağlamayacağını; meralara ve nehire, kireçtaşına ve yosuna ait bazı anıların ihtiyarla beraber yok olacağını ve kimseye aktarılamayacağını, ben bastonu düşünceli bir mirasçıya bırakabilsem bile onun çağrışımlarını o kişiye aktaramayacağımı hissettiriyordu. O çağrışımlar olmadan baston, sarmaşığın boğduğu ve hem bir yadigâr hem de malikâne bahçesinin ahir ömrüne ait bir kayıt olarak perdahlayıp cilaladığım kiraz ağacından sarılı siyahlı odun parçası gibi, kuru bir eşyadan ibaret kalırdı.