Kuru ırmağın gecesinden geçecek, tan yeri ışırken varacaktı oraya. Orada kalacak, görecek, 'neden' ve 'niçin'i öğrenecek, 'her şey'i anlayacaktı. Sonunda bir gün dönecekti evine, tüm keşfettikleri, öğrendikleri ve topladığı bir kucak dolusu mutlulukla.
"İkinci vuruşu beklemek gerek," demişlerdi. "Onu da atlatırsa ölmez..."
Ama biz biliyorduk, onun ikinci vuruşa dayanamayacağını.
Yazdan birkaç ay sonra, kış başlarken geldi ölümün ikinci vuruşu. Bu ağaç yaza çıksa bile, yok olsa bile onlar ve karıncalar, bu karabasan sona erse, akşamüstleri avlu yıkanın süpürülse, semaverin sesi yayılsa bile ortalığa, artık babam arkasında yastıklarla orada yatmayacak, ağır ağır soluk alarak sessiz bakışlarla bakmayacaktı bize.