F.A

Yine "Cumhuriyet"teki yazılarımdan biri "Paçavra Önemli De-ğil"195 başlığını taşır. Rusçası, "Tryapki ne vajno" Moskova'da bir şoförle konuşmamın izlenimleriyle yazılmış bir yazıdır o. Moskova Üniversitesi'ne taksiyle dönerken, şoföre şöyle dedim, biraz da onu kurcalamak için. Sanırım 1971 veya 1972'ydi: "Bak, sizin doğru dürüst giysiniz yok, üzerinizdekiler moda değil. Çok mütevazı bir hayatınız var. Bundan rahatsızlık duymuyor musunuz?" Bana, "Tłyapki ne vajno!" dedi. Hiç unutmam. Yani, "paçavra, çaput mühim değil" Ve anlattı: "Benim, sağlık sigortam var, telefon parası ödemem, bilmem ne parası ödemem, her yıl tatile giderim. Çok mütevazı ama düzgün ve doğru bir hayatım var." dedi adam bana. Bu bir yazı konusu olmuştu. Bunu hep gördüm ve gözledim. Rusya aslında eksiklerini gidererek bugün Çin'in yaptığının bile daha ötesinde başarılı bir sosyalist uygulamayla, ekonomisini de top-umsal yaşamını da geliştirebilirdi. Sovyetler Birliği'nin dağılması dünyadaki dengeyi bozdu.
Sayfa 428 - Tekin yayınevi, 2025·Kitabı okudu
Beykent Mütevelli Heyeti birçok hocayı üniversiteden çıkardı. Onlardan biri de bendim. Onun nedeni neydi? Hiçbir neden yok. İşte sadece "sen" olmanla alakalı bir konu. Ama orada topluca bir çıkarma söz konusuydu.
Sayfa 422 - Tekin yayınevi, 2025·Kitabı okudu
Senin alanınla ilgili bir soru soracağım. Gözün ağ tabakasına retina mı diyoruz? Evet, retinaya ağ tabakası da denir ama ağ tabakası hiç kul-lanılmaz. Bakın bu da ilginç bir örnek aslında. Bizde hastaların büyük çoğunluğu gözün en iç tabakası olan retinayla, en dış tabakası olan korneayı karıştırır. Hâlbuki Arapça konuşan hastaların bir kez bile karıştırdığını görmedim. Çünkü onlar ağa benzeyen retinaya "şebekiyye", Latince'de "boynuz gibi" anlamına gelen korneaya "karniyye" yani "kazınmış boynuz" diyorlar. Almanlar da "netzhaut" diyorlar retinaya, yine ağ tabaka gibi.
Sayfa 390 - Tekin yayınevi, 2025·Kitabı okudu
Tabii. Latin harfleriyle yazılmış bir tıbbi belgeyi, bilmediğim bir dille yazılmış olsa da az çok anlarım. Ancak Latin harfleriyle de olsa Latin kökenli tıbbi terimleri değil de kendi dilinden türetilmiş tıbbi terimlerin kullanıldığı; bilmediğim, öğrenmediğim bir dille yazılmış belgeyi anlayamam. Ama bu nadir karşılaşılabilecek bir durum. Asıl önemli olan, hastaların —ya da genel olarak halkın— hekimlerinin dilini anlayabilmesi. Ne gibi? Bir örnek vereyim. Akciğer inflamasyonuna (iltihabına), Türk halkı zatürre der. Türk doktorları Latince bir terim olan "pnö-moni"yi kullanır. Almanya'da ise hem halk hem de doktorlar "Lungenentzündung" diyor. Yani doğrudan (lungen [akciğer] + entzündung [iltihapl) akciğer iltihabı diyorlar. Epikrizde ise "pnömoni" yazıyorlar. Böylece hem Alman hastaları, Alman halkı anlıyor tanıyı hem de Almanca bilmeyen doktorlar. İşin ilginç yönü zatürre kelimesi Arapça'da da iltihap ve akciğer kelimelerinin birleşimi olan bir sözcük. Araplar ya da Arapça konuşanlar da tıpkı Almanlar gibi akciğer iltihabı diyorlar ama biz zatürre diyoruz. Edebiyatımızda da öyle geçer. Tabii. Halit Ziya'nın "Kırık Hayatlar" romanında Doktor Ömer Behigin kızı zatürreden ölür. Yine Tapınarin "Huzur" romanında da İhsan'ın zatürresi geniş bir yer tutar.
Sayfa 389 - Tekin yayınevi, 2025·Kitabı okudu
kültürün başlangıcı yabancıların gelişiyle başlar
Hegel, Tarih Felsefesi Üzerine Takrir'lerinde Yunan uygarlığının doguşuyla ilgili şunlan kaydeder: "Demin yabancılıktan, Yunan zihninin unsurudur diye bahsettik, malumdur ki kültürün başlangıcı yabancıların Yunanistan'a varışıyla denk düşer." Şu halde Yunan uygarlığının meydana gelişinde belirleyici olan "yabancıların gelişidir". Yunanlar "yabancıların gelişini" mitolojilerinde "minnetle anarak" muhafaza etmişler. Sözgelimi Prometheus Kafkasya'dan gelirmiş.
Sayfa 11 - Ketebe,2018 Çev: Sami Türk·Kitabı okuyor