Perslerle ve onların imparatorluğuyla ilgili standart Yunan
bakış açısı çelişkili değil, karmaşıktır. Persleri, Yunan
olmayanları değerlendirdikleri gibi çoğu zaman barbar olarak
görürler (barbar kelimesinin kendisi Pers dilinin f/ba-ba"
aşağılayıcı taklidinden üretilmiştir), dolayısıyla bu bakış açısı
gerici ve cahilcedir. Yunanlar, Perslerin muhteşem, güçlü ve
zengin bir imparatorlukları olduğunun farkındadırlar. Ancak
onlara göre bu imparatorluk acımasız prensiplerle yönetilir,
bayağı bir gösterişe sahiptir ve çökmeye mahkumdur. Dolayısıyla
Persler hem geri kalmış hem de çürümüş bir imparatorluğa
sahiptir. Bu noktada (şovenist Clemenceau'nun
"Amerika medeniyet sürecini geçirmeden mucizevi bir şekilde
barbarizmden dejenerasyona geçen tarihteki tek millettir"
söylemi üzerinden) Amerika Birleşik Devletleri'ne dair modern
Fransız bakış açısını hahrlarız. Belki de Yunanların bakış
açısını kıskançlıkla açıklamak daha kolaydır, çünkü bilinen
dünyanın bu denli geniş topraklarını Yunanlar değil, Persler
yönetiyordu.
Farklı kaynaklara göre İmparatorluğun ana dili Farsça ya da Elamice
değildir. Resmi dil Mezopotamya, Suriye ve Filistin' de lingua franca (ortak dil) olarak adlandırılan Aramicedir.
Kyros ve halefleri Yahudilerin sürgünden
dönmelerine ve Kudüs'te yeniden bir tapınak inşa etmelerine
izin verdi (Yahudi yazıtlarına göre Musevi olmayan krallar
arasında özel bir yere sahipti).
İranlılar ile Yahudiler arasındaki ilişkinin tarihi, neredeyse
İran tarihi kadar eskidir. Bazı uzmanlar Museviliğin Babil sürgünü döneminde Mazdacı etkilere maruz kaldığına (manhksal
olarak Mazdacılık üzerinde de Yahudi etkisi olma ihtimali
vardır ancak bu etki pek dikkat çekmez) inanır. Kuzey
İsrail İmparatorluğu, Asurlular tarafından MÖ 720 yıllarında
işgal edildikten sonra birçok Yahudi, yerleşik Yahudi topluluklarının
olduğu Med' e, Ekbatana / Hamedan şehirlerine göç
etmek zorunda kalır. İkinci tehcir dalgası ise Babil topraklarında
MÖ 590-580 yılları arasında, 586 yılında Süleyman Tapınağı'nı
yerle bir eden Nebukadnezar hükümdarlığı döneminde
meydana gelir. 530'lu yıllarda Babil, Pers egemenliği
altına girer ve bir kısım Yahudi ancak o zaman topraklarına
geri döner, fakat Yahudi topluluklarının çoğunun dönebilmesi
için birkaç on yıl daha geçmesi gerekir. Babil sürgününün
yarattığı travma hiçbir zaman unutulmaz, bu sürgün Yahudi
tarihinde bir dönüm noktası olur. Babil' den dönen liderlerden
biri olan Müstensih Ezra'run, Tevrat'ı (Eski Ahit' in ilk beş
kitabı, Musa'nın kitapları) ilk yazan kişi olduğuna inanılır.
Ezra yeni bir dil olan İbraniceyi kullanır (Yahudilerin Babil
esaretinden önce kullandıkları dil farklıdır). Sürgün sonrası
Museviliğin Tevrat' a ve tektanrıcılığa olan bağlılığı daha da
güçlenir.
MÖ 600' den önceki bir yüzyılda Mazdacılığın bir Mesih teorisi ortaya attığını söyler. Bu teoriye göre Mesih zamanın sonunda mucizevi bir şekilde bakire bir aıme ve Zerdüşt' ten dünyaya gelen Saoşyant'tır.