OnM

Açlık grevinin tarihi, özellikle Hristiyanlık-öncesi İrlanda’ya ve doğuda MÖ 400-750 yılları arasına, Antik Hindistan’a kadar uzanmaktadır. Antik uygulamalarda grevi yapan kişi, kendisinin hakkını elinden alanın evinin kapısı önünde grevi gerçekleştirir. Özellikle İrlanda’da bu grevin ne şartlar altında ve nasıl yapılacağına dair çok belirgin kurallar bulunmaktadır; dolayısıyla bu tip bir protesto, insanlık tarihinin önemli bir bölümü boyunca yer etmiş, toplumsal mücadelenin bir parçası olmuştur. Açlık grevinin biyolojik ayağı, elbette ki tıp çerçevesinde incelenmelidir. Genellikle grevin ilk 3 gününde vücut, glikoz depolarını kullanarak enerji üretmeyi sürdürür. Glikoz depolarının tükenmesi sonrasında karaciğer, yağ depolarını tüketmeye başlar. Bu sürece ketoz denir. Ketoz sırasında açığa çıkan ketonlar dolayısıyla sindirim kanalında, tok bir insanda olmayan şekilde bir koku oluşur. Dilimizdeki “Açlıktan ağzı kokuyor.” lafı, buna dayanmaktadır. Yağ depolarının tüketilmesi sonrasında ise vücut “açlık modu”na girer. Bu durumda enerji, kaslardaki proteinin glikoza çevrilmesiyle elde edilir ve kas erimesi olayı başlar. Buradan elde edilen enerji, özellikle hayatî organların sürdürülmesinde kullanılır. Bu nedenle bayılmalar, güçten kesilme, dikkatsizlik, odaklanamama gibi fiziksel ve psikolojik sorunlar baş göstermeye başlar. Eğer ki açlık grevi 1-2 ay kadar sürecek olursa, kemik iliğinin giderek azalması ve takviye edilememesi sonucunda ölümcül sorunlar baş gösterir. Örneğin, 1981 yılında, Kuzey İrlanda’daki hapishanelerdeki İrlandalı mahkumların başlattığı 5 yıllık protestonun ikinci açlık grevi girişiminde, 10 mahkum açlıktan ölmüştür. Bu ölümler, 46-73 gün arasında gerçekleşmiştir. 1975 yılında kabul edilen Tokyo Dünya Tıp Birliği Deklarasyonu’nun 6. maddesine göre
Hukuk
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
mobile.twitter.com/seyrisokak/stat... Adalet ve akıl yolundan ilerleyen çocuklar her şeye sevgilerini katıyorlar, ruhlarından taşan söndürülmesi olanaksız bir ateşle aydınlatıyorlar her şeyi. Çocuklarımızın tüm dünyaya karşı besledikleri yakıcı sevgi içinde yeni bir yaşam oluşuyor. Bu sevgiyi kim öldürecek, kim? Onu yenecek üstün bir güç var mı? Bu sevgiyi yaratan yeryüzüdür, ve tüm yaşam onun zaferini bekliyor... Evet, tüm yaşam!
Semih ve Nuriye. Tarih 9 Nisan. youtu.be/DNpxCJSvYCE Herkes izlesin, herkes kendine bir pay çıkaracaktır.
Eğer küresel bir uygarlık mevcut kaosumuzdan kendini örgütleyebilirse, kazanan-her şeyi-alır rekabetinden çok işbirliğine, fazlalıktan çok yeterliliğe, bireysel elitizmden çok komünal dayanışmaya dayanacak, bütün dünyevi yaşamın kutsal doğasını yeniden ortaya çıkaracak.
John Gray’den alıntılarsak: “içinde her şeyin geçici olduğu bir zamana düştük. Yeni teknolojiler her gün değiştiriyor hayatımızı. Geçmişin gelenekleri geri gelmiyor. Aynı zamanda geleceğin ne getireceği konusunda en ufak fikrimiz yok. Sanki özgürmüş gibi yaşamaya zorlanıyoruz.”