Kendi yaşamımla ve köklerimle derin bir bağ kurduğuma inandığım bir mektup derlemesini çeviriyordum. Bu çalışmayı Türkçeye çevirmek benim için sadece bir iş değil, aynı zamanda kişisel bir onarım süreciydi. Bu çalışmaya konsantre olmak için en az bir ay sürecek bir tatile çıkmaya karar verdim bu sabah. Yayınevinden dört gün önce-bu kadar zaman mail kutuma bakmamış olmak bile benim için korkunç bir farkındalığı yanında getirdi- mail gelmiş, ‘zamlardan ve enflasyondan dolayı rafa kaldırma ihtimalimiz var bu yüzden teslimi netleştirmek gerekiyor’ diye hafiften sopa göstermişler. Kızmıyorum bu arada, haklılar çünkü. Disiplinsizlik ettim ve çok fazla öteledim. Bu iş için çok heyecanlanmıştım ve yürekten severek girişmiştim ilk günlerinde. Elbette, hayat beklenmedik sürprizlere gebe! Yıl içinde aldığım bazı yanlış kararların sonuçlarıyla cebelleşmek, nükseden alerjilerim, geçirdiğim uzun depresyon süreci ve radikal değişimlerin yarattığı baskının üzerime hakimiyet kurmasına izin verişimle; bu “yılın” bana iyi davranmasının önüne geçmiş olabilir. Yine de heves ettiğim bu çeviri eseri boynu bükük bırakmamı haklı kılmıyor tüm bunlar. Çalışma ilk okumadan onay almış olabilir ama tamamlanması gereken daha çok adımı var. Benim kadar emek veren editör ekibine de haksızlık etmiş oluyorum. Zaman kısıtlı ve kontrolü elime almalıyım. Eh, Eylül sonu zaten üniversiteye döneceğim gibi duruyor ve bu beni sıkıştırmış oluyor. Şimdi bu karar vesileyle de kafamdaki seyahatleri gerçekleştireceğim ki yanıma hiç kitap almayacağım ve elektronik ortamlardan ulaşabileceğim her türlü içeriğin de önüne geçeceğim. Uğraşımla ilgili olmayan her türlü tüketimden uzak duracağım. 1000 Kitap uygulamasını da bir aylığına rafa kaldıracağım. Çünkü alıntılara ve incelemelere bakarken daha fazla yoğunlaşıyorum
Kaç yaşında olduğumu sormayın. Yaşın sayılarla alakası olmadığını anladığım yaştayım. Bazen neşeli bir çocuk, bazen yorgun bir ihtiyar var içimde. Sese tahammül edemediğim, kalabalıktan uzaklaştığım, etrafımdaki gereksiz insanları elediğim yaştayım. Güneşin doğuşunu ve batışını hayranlıkla izlediğim değil de; doğan güne şükrettiğim, batan güne hüzünlendiğim yaştayım. Kaliteli yaşamı, omurgalı duruşu aradığım yaştayım. En önemlisi de herkesi kendim gibi sanmadığım yaştayım.