POLO:... Bu bahçenin taraçaları belki de yalnız kafamızdaki göle bakıyor...
KUBİLAY:... Cengaverlik ve tüccarlık gibi çetin işler bizi uzaklara götürse de bu sessiz gölgeliği, susa konuşa sürdürdüğümüz bu sohbeti, hep aynı kalan bu akşamı içimizde özenle koruyoruz ikimiz de.
POLO:... Evet ama tam tersi bir varsayım kurulmadığı sürece: ordugah ve limanlarda kan ter içinde uğraşıp didinenler, oldum olası hareketsiz bu bambu çitlerin arasına kapanmış oturan bizler, onları düşünüyoruz diye var.
KUBİLAY:... Yorgunluk, çığlıklar, yaralar, pis koku yok öyleyse; bu açelya dalı var yalnızca.
POLO:... Hamallar, taş kırıcılar, çöpçüler, tavuk temizleyen aşçılar, yunak taşına çömelmiş kadınlar, bebeklerini emzirirken pirinç karıştıran anneler biz onları düşünüyoruz diye var o zaman.
KUBİLAY:... Doğrusu ben hiç düşünmüyorum onları.
POLO:... Onlar da yok öyleyse.
KUBİLAY:... Bize uygun bir önerme değil bu. Onlar olmasa biz kozalarımıza çekilmiş hamaklarımızda nasıl böyle keyifle sallanırdık.
POLO:... Bu varsayımı unutalım o zaman. Öyleyse diğeri doğru: onlar var biz yokuz.
KUBİLAY:... Böylece kanıtlamış olduk ki biz buradaysak, olmayacağız.
POLO:... Nitekim buradayız işte.