S

Kendi ruhumuzun sahibi değil de, sistemin bize sunduğu hislerin geçici birer kullanıcısı gibiyiz...
Alıntı
Reklam
Öğrenilmiş yetersizlik...
Bence artık öğrenilmiş çaresizlik değil, “öğrenilmiş yetersizlik” var. Çaresizlikte “ne yaparsam yapayım o kapı açılmayacak” dersin ve durursun. Ama benim öğrenilmiş yetersizliğimde insan şunu der: “Kapı açılıyor ama ben o kapıdan geçmeye yeterli değilim; önce şu ürünü almalı, şu kursa gitmeli ya da şu duyguya sahip olmalıyım.” Bu, kendimizin yani olduğumuz kişinin asla yeterli olmadığına ikna edilmektir. Çaresiz insan durur, yetersiz insan ise o boşluğu doldurmak için sürekli tüketir. ​İşte bu yüzden kim olduğumuzu ararken, kendimizi başkaları tarafından üretilmiş kimliklerin dizili olduğu raflarda buluyoruz. Algoritma bize “Introvert* misin?” ya da “Latte Dad** misin?” diye soruyor ve biz dakikalar içinde o etiketi üstümüze giyiveriyoruz. Çünkü kendimizi sıfırdan tanımlayacak zihinsel emeği bile vermek istemiyoruz artık; karakter analizleri ya da burç yorumlarıyla bu zahmeti dışarıya devretmeye çalışıyoruz.
Alıntı
Kendimizi başkalarının gözlerinden görmeye çalışıp kimliğimizi birtakım varsayımlar üzerinden inşa etme alışkanlığı, Charles Cooley’nin Ayna Öz-Benlik (Looking-Glass Self) kavramıyla doruk noktasına ulaşıyor. Cooley’ye göre benliğimiz, diğer insanların bize tuttuğu aynaların yansımasında oluşur. Ama asıl can yakıcı olan; biz kendimizi doğrudan değil, başkalarının bizi nasıl gördüğüne dair kendi tahminlerimiz üzerinden inşa ederiz. Mesele sadece “Başkaları ne der?” korkusu değildir; mesele “senin, benim kim olduğumu sandığını sandığım” o hayali görüntüye dönüşme çabasıdır.
Alıntı
"Modern insanın duygusal repertuvarı artık bir biyolojik gerçek değil; sistemin sürdürülebilirliği için tasarlanmış bir sonuç. Çünkü artık kimse kendi küçük topluluğunda biricik deneyimler yaşamıyor, travmalar bile birbirine benziyor. Sosyal medya “trendler” yoluyla yeni duygular üretiyor ve biz hepimiz çok farklı hayatlar yaşasak bile aynı duyguları hissediyoruz çünkü sistem bu duyguları her dönem farklı şekilde üretip dolaşıma sokuyor."
Alıntı
"Lisa Feldman Barrett’ın Constructed Emotion Theory’si (İnşa Edilmiş Duygu Kuramı) tam da bunu anlatır: Duygular biyolojik olarak sabit değildir. Beyin, beden sinyallerini kültür ve öğrenilmiş modellerle birleştirip “duyguyu” inşa eder. Çocukken öğrendiğin o saf kategoriler, yetişkinlikte yeni ve karmaşık anlamlar kazanır. Eskiden bu değişimin tamamen bireysel deneyimlerle yani travmalarımız ya da aşklarımızla ilgili olduğunu düşünürdük ama bence artık böyle değil."
Alıntı