S

Olmaya geldiğin insan yerine debelenen bir çakma kimlik...
"İşte sana verilmiş bu can, sana verilmiş bu yaşam, nefesle sağlanıyor. Nefesi, seni canlı tutan enerji hattı gibi düşün. Bir hortum. İnsan, işlemediğinde, o hattı dur kalklı, olması gerektiği gibi işlemeyen bir hale getiriyor. Yani hortumun işlevini bozuyor. Neden? Çünkü yaşamla ilişkisi çarpık. Yaşamı kendisine karşı olan, bu yüzden ondan korunulması gereken, ona karşı savunulması gereken, kontrol edilmesi gereken bir şey olarak görüyor. Daha küçücük yaştan oluşturduğu korkuları, endişeleri, dünya ya da kendi ile ilgili inançları, hikâyeleri ile daraltıyor da daraltıyor o bağlantıyı... O zaman işte kaynakla bağlantın da zayıflıyor. Gelmeli gitmeli. Makineye voltaj gelip gitmesi gibi. O zaman da gerçekten yaşayamıyorsun. Kopuk-sun, kayıpsın. Hep bir tıkanıklık, ne yapsan değiştiremediğin tekrar eden sahneler, kişiler... Hep sıkışıklık, baskı, çaba. Olduramıyor insan kendini."
Sayfa 148
Alıntı
Reklam
"Birçoğumuz için, kendi gerçeğimizi ifade etmek, sevilme ihtimalimizi riske atmakla eşdeğerdir. Çocuklukta, hayatta kalabilmek için ebeveynlerimizin veya çevremizin onayına muhtaçtık; bu yüzden kendimiz olmaktan ziyade, onların istediği 'yansıma' olmayı öğrendik. Ancak yetişkinlikte bu stratejiyi sürdürmek, aslında kendi varoluşumuzu bir başkasının onayına ipotek etmektir. Kendi gerçeğimizi söyleme pahasına reddedilme riskini göze alamıyorsak, hiçbir zaman tam anlamıyla 'kendi hayatımızı' yaşamış olmayız."
Alıntı
"Kültürel olarak 'başarı' diye kutsadığımız pek çok şey, aslında biyolojik olarak 'hayatta kalma' mekanizmalarımızın aşırı yüklenmesidir. Bir insanın, kendi sinir sistemini sürekli alarm durumunda tutması gereken bir yaşamı 'normal' olarak kabul etmesi, modern toplumun en büyük kandırmacalarından biridir. Bizler, sürekli bir huzursuzluk içinde yaşamaya evrimleşmedik; ancak içinde bulunduğumuz sistem, huzuru değil, sürekli bir tetikte olma halini ödüllendiriyor."
Alıntı
"Modern toplumda yalnızlığımız, kimseyle görüşmememizden değil, kendimizle görüşmeyi bırakmış olmamızdan kaynaklanır. Kendi içsel sesimizi duymayı, duygularımızın bize ne anlatmaya çalıştığını hissetmeyi reddettiğimizde, dünyanın en kalabalık yerinde bile derin bir kimsesizlik yaşarız. İyileşme, yeniden başkalarıyla bağ kurmadan önce, kendimize doğru bir yolculuğa çıkıp o terk edilmiş parçalarımızı geri çağırmaktır."
Alıntı
"Travma, başınıza gelen kötü şey değildir; o kötü şeylerin sonucunda sizin içinizde meydana gelen değişimdir. Travma, bir olayın kendisinden ziyade, o olayla baş başa kaldığınızda yaşadığınız yalnızlık, bağlantısızlık ve kendinizden kopma halidir. İyi haber şu ki, başımıza gelenleri değiştiremesek de, içimizde bıraktıkları bu izleri şefkatle fark edip dönüştürmemiz her zaman mümkündür."
Alıntı
Reklam