Kaldı ki, Âkif Bey, geleceği görebilse ve din karşıtı devrimlerin yapılacağını bilseydi bile, bu savaşa katılacaktı. Çünkü kâfir düşmanın yapacağı kıyım ve yıkım, bir milletin yanlış inançlara kapılmış kendi evlâdının yapacaklarından daha hafif olamaz. İkincisi, eninde sonunda telafi edilebilir, ama düşman istilâ ve tahribâtı onarılamaz.
"Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve memleketine ihânet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum."
"Cânı, cânânı, bütün vârımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ."
diyerek, her şeyden fazla sevdiğini söylediği vatanını... Evet işte bu vatanını Âkif Bey acaba ne için terketmiş, onbir sene, ondan cüdâ kalmayı göze almıştı?
Kurabilir misin tekrar, düşünsen?
Hayallerimizi bile yitirdik;
Dağılmış bir sofra bu, bitti şölen.
Sona kalmışlarsa biz gibi yenik.
Ne kadar yalnızız şu akşam vakti,
Bir selam bile yok artık verilen;
Anlamsız turistler gibiyiz şimdi