Ağlamanın bir kadın için her daim ulaşılmaya çalışılır bir ruh durumu olduğuna inancım tamdı. Havaya atılan bir cismin yere düşme eğilimi gibi bir şeydi bu.
İşlenen suçun sorumluluğunu bir deliye yüklemek otoritenin sadece kolayına gelmiyor, aynı zamanda işine de geliyordu. Meseleyi, "Katil zaten delinin tekiymiş," diye çözmek rahatlatıyordu onları. Yani düzen o kadar mükemmel ki, o düzenin yasalarına karşı çıkan kişinin aklından kuşkulanmak gerekir demeye getiriyorlardı.
Bakımlı ağaçları, mermer mezar taşları, anıt mezarları ve tüm bunların arasında kıvrılarak uzanan tertemiz yoluyla gerçekten hoş ve özel bir yerdi burası. Yalnız, bazı mevtalara ait vesikalık fotoğrafların, mezar taşlarının üzerine hangi akla hizmet yerleştirildiğini pek anlayamamıştım. Üstelik saygıdeğer ölülerin tanıtımı için genellikle gençlik resimleri kullanılmıştı. Belki de yoldan geçerken, mezarlara bakıp onlar ölü, ben ise yaşıyorum diye düşünerek münasebetsizce bir sevince kapılacak saygısızlara, orada yatan kişinin diri olmayı bir zamanlar kendilerinden kat kat daha iyi becerdiğini göstermek amacını taşıyorlardı.