“Öğrencilerinize yüksek okulların diploma basan imalathaneler değil; canlı mumlar üreten fabrikalar, ülkenin zihinsel ve manevi aydınlanmasının merkez istasyonu olduklarını söyleyin.”
“İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın, seçim mevzuları düzenleyin, en özgürlükçü kanunları çıkarın, sosyalizmin veya komünizmin mucizevi gücüne inanın, eğer yüz binlerce çocuğumuz dar görüşlü, faydasız insanlar olarak hayata adım atacaksa her türlü yasaya ve sosyal haklara rağmen hayatımız sefil, sönük ve ruhsuz olacaktır. Bu gençler arasından çıkan memurlar ihmalkâr, bakanlar siyasi madrabaz, milletvekilleri ise halkın sırtından kazanan vurguncular olacaktır. Okul, yeni nesillerin aklını ve kalbini körelten yerler olur. Basın ise güzelliğini satarak geçinen bir fahişeye benzemeye başlayacaktır.”
“Yönetici nasıl biri olursa olsun iyi veya kötü, kahraman veya zalim her zaman temsil ettiği halkın resmidir. Onun ruhunun yansımasıdır. Yönetici halk kitlelerinin eseridir. Kendi halkı nasılsa, o da daima öyledir.”
Öncelikle Atatürk'ün kitabı beğenip, askeri okullar başta olmak üzere eğitim kurumlarında okutulmasını istemesi, benim için eseri daha okumadan anlamlı ve özel kılmıştı. Bu eseri okuduktan sonra, kitabın hem bireysel hem toplumsal olarak aydınlık bir gelecek için rehber niteliğinde olduğunu düşündüm.
Kitap, 1923 yılında Rus yazar Grigory Petrov tarafından sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış, tarihî olaylar ve biyografik unsurlar içeren bir eser. Önce İsveç Krallığı’nın, sonra Rusya'nın egemenliği altındaki Finlandiya’nın başta Johan Vilhelm Snellman olmak üzere, bir grup Fin aydınının önderliğinde kalkınma sürecine tanıklık ediyoruz. Eğitim, kültür ve ekonomik açıdan ilerlemek; halkın aydınlanması, bilinçlenmesi ve refaha kavuşması için bu idealist vatansever insanlar canla başla çalışıyor.
Beni çok etkileyen, okurken kendimi sorgulamama sebep olan bir okumaydı. Ne desem eksik kalır; herkesin bu kitabı okuyup, okutup kitaptaki öğretileri benimsemesi gerekiyor.
Son olarak, kitabın sonunda beni etkileyen bir ayrıntıyı paylaşmak istiyorum. Kitapta geçen aydınlardan biri olan Luca McDonald'ın anıtının dikildiğinden bahsediliyor; ancak McDonald, Snellman ve diğerleri için en iyi anıtın, nüfusu az ama ruhu yüce ve güçlü yeni Finlandiya'nın kendisi olduğundan söz ediliyordu.
Keşke günümüz Türkiye’si için de Atatürk'ün en iyi anıtı olduğunu söyleyebilseydim...
Herkese iyi okumalar.