Fotoğraflar soldu, yaralar kabuk bağladı. Sokakta ki mevsim değişti, olmayan gamzende çiçekler açtı. Kırmızı sümbül mü lale mi bilmediğim onlarca tomurcuk, ruhumda ki sancıya gebe kaldı. Elimi uzatsam kaçacak bulutlar veda etti, kambur sırtıma yine senin hasretin yine senin sevgin eklendi. Devri devran değişti, hasret beni benden aldı, yüzünün güzelliği feleğimi yerinden oynattı. Aklım kalbimi, kalbim ruhumu esir aldı. Divane oldum, yollara düştüm. Düştüğüm yollar ıssız köye çıktı. Köy evim, evim yoksul düştü. Pencere pervazları kırık evin içinde düşmüş omuzlarla biten günü seyrettim. Köyümde ki hasret ağırlaştı ve ağıtlar deveyi geçti. Öyle çok ağıt yaktılar ki, millet evlatlarını bağrına basarken bana bakıp ağladı. Annamlar, babamlar, eş dost hepsi bana yandı. Yatağa düşen yüreğimi kaldırmaya güçleri yetmedi. Herkes ağladı bir sen göremedim. Göremezsin biliyorum, sen başka bir köyün sevgilisi, ben kendi köyümün vefasız bir çaresi... Ah vefasız ben ah!