"Bugün içimde, ne yöne esse eksik kalan, neyi anlatsa yarım kalan bir rüzgar var. Bazı sabahlar vardır ya; insan her şeye geç kalmış gibi uyanır ama aslında artık hiçbir yere yetişmek istemediğini fark eder. İşte öyle bir duraklama bu. Sanki hayat büyük bir törenmiş de, ben o törene hiç davet edilmemişim gibi bir köşede durup olanı biteni izliyorum. Sesim var ama yankısı bende kalıyor; gözlerim görüyor ama baktığım her yer biraz bulanık, biraz puslu.
İnsan en çok, kimsenin göremediği o görünmez duvarların arasında yoruluyormuş. Kimseye 'kırgınım' demiyorum, çünkü kırgınlık bile bir beklenti içerir. Bendeki, beklentilerin çok ötesinde, her şeyin artık uzağında kalmış olmanın verdiği o vakur ama ağır sakinlik. Bir kitabı hep aynı sayfasından okumak gibi; kelimeler değişmiyor, sonu değişmiyor, acısı hafiflemiyor. Sadece o acıyla yaşamaya alışmak, onu bir palto gibi her gün omuzlarında taşımak kalıyor geriye.
İçimde, dumanı hiç tütmeyen soğuk bir ev var şimdi. Kapısı kilitli değil ama içeri giren de yok. Kendi yalnızlığımın içinde öyle derin bir sessizliğe büründüm ki, bazen kendi adımı bile hatırlamakta zorlanıyorum. Bir yerlere ait olmak, birinin 'iyikisi' olmak ne kadar uzakta kalan bir masal... Ben artık sadece, gölgelerin uzadığı o kimsesiz saatlerin içinde, kendi hüzünlü türkümü mırıldanan bir yolcuyum. Yolun nereye çıktığının bir önemi kalmadı; çünkü biliyorum ki, en uzun yol insanın kendi içinden geçip de bir türlü sonuna varamadığı o ıssız koridorlardır."