Ömrümün sahifelerinde okuduğum en sarsıcı, en dramatik ağıt belki de bu kitap. John Steinbeck'in Gazap Üzümleri, daha ilk sözcüklerinde ruhumu pençesine alıyor. Sayfalar ilerledikçe, sadece bir hikâye okumuyor; Büyük Buhran'ın ve göçmenlerin çektiği o derin sefaleti iliklerime kadar hissediyorum.
Roman, sistemin acımasız dişlileri arasında ezilip, topraklarından koparılan binlerce ailenin yalın ve trajik gerçeğidir. Onlar ki, tarlalarından sürülmüş, adeta hayvanlardan bile daha değersiz görülmüşlerdir. Bu topyekûn insanlık krizinde vicdanın ve merhametin nasıl bir direniş gösterdiğini hayretle izliyorum.
Benim için bu romanın zirvesi, en can alıcı, en kutsal anı ise, Rose of Sharon karakterinin eylemidir. Ölü doğan bebeğinin ardından, son damlasına kadar canını hiçe sayarak, açlıktan ölmek üzere olan yaşlı bir yabancıya süt vermesi... Umutsuzluğun en karanlık anında dahi, insanın içindeki o kadim merhamet duygusunun nasıl bir kurtuluş feneri olabileceğini gösteren bu sahne, bütün romanın özünü tek bir nefeste haykırıyor.