Churchill, "Zihnini düşünerek yoran insanlar sadece dinlenerek iyileşemezler. Zihnin farklı bir yönünü, yani elleri ve gözleri devreye sokmaları gerekir" düşüncesini savunmuştur.
Churchill, depresyonun "hareket halindeki bir hedefi" vuramayacağına inanarak, sürekli eylem halinde kalarak ruh halini dengede tutmaya çalışmıştır.
Katherine'in deneyleri rüya gören bir beynin, ölen bir beyne benzediğini ortaya koymuştu. GABA seviyeleri düşüyor, bu da beynin filtrelerinin kalkmasına ve daha geniş bir bilgi ağına ulaşmasına neden oluyordu. Filtrelenmemiş veri akışı, rüyaların mantıksız görüntü ve fikirler olarak ortaya çıkmasının sebebiydi. Bu da, en canlı rüyaları bile uyandıktan saniyeler sonra unutmamızın sebebini açıklıyordu. Beyin yeniden ayarlanıyor, GABA seviyeleri yükseliyor ve filtreler yeniden devreye giriyor, bilgiler temizlenip gerçeklik algımız yeniden düzenleniyordu.
Katherine ölümün tıpkı rüya görmek gibi hissettirdiğini söylemiş; rüyada kendimizi ağırlıksız, kütlesiz varlıklar gibi algılayıp nesnelerin içinden geçebildiğimizi, havada uçabildiğimizi ya da mekân değiştirebildiğimizi -bir anlamda, fiziksel formu olmayan bir bilinç haline geldiğimizi- açıklamıştı.
Birçok kişi ölümden korkuyor ve bunun başlarına gelebilecek en büyük felaket olduğunu düşünüyor. Ölüm, tükenmiş bir bedenin çözülüşüdür… Bir beden yeteri kadar geliştiğinde nasıl anne rahminden ayrılıyorsa bir ruh da mükemmeliyete ulaştığında bedenden ayrılır.