O sadece sevmişti, aşk kelimesinden belli belirsiz hissedilen en büyük manasına kadar sevmiş, ölümlere kadar sevmişti; fakat onu istemenin bile bir suç olduğunu görerek hayatta sevdikleri tarafından sevilenler de olduğunu düşününce ah ediyordu
Ah, niçin ondan hep elinden gelmeyen şeyler isteniyor, hiç onun arzusu sorulmadan, ne kadar mustarip olduğu merak edilmeden niçin ona bu kadar eziyet ediyorlardı?
Ah bu dünyada herkes kendini, sadece kendini, hatta başkalarının zararına olarak kendini mi düşünürdü? Şimdi o kim bilir nerelerde, Süreyya işinde, dadısı bağda eğlenirken kendisini birinin olsun düşünmemesi, yalnız bırakması, merak etmemesi, anlamaması pek acı geliyordu.
Bu ne bir çiçeğin ne de bir yaprağın kokusunun özüydü, bu bilinen hiçbir kokuyu andırmaz can yakıcı bir koku, bir şey, bir nefesti ki Necip onun ruhunun kokusu zannediyordu .