Oktay Volkan Alkaya

Oktay Volkan Alkaya
@Ovalkaya
Doğan Kitap Sosyal Medya Yönetmeni
Üniversite
İstanbul
48 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Orta Çağ'a farklı bir bakış açısı
8/10
·176 syf.··
2024 1. kitabı
Pınar Ülgen'in çalışmalarını hep ilgi ve merakla takip ediyorum. Orta Çağ hakkında merak ettiğim pek çok konu başlığı altında çok güzel kaynaklar sunuyor kitapları. Orta Çağ Avrupa'sında Aşk Tutku Entrika ve Romantizm adlı bu kitabında da genel olarak kadın-erkek ilişkileri üzerinde duruyor Ülgen. Kitabın genelinde iki kişinin yaşadığı "aşk" ilişkisi yerine, aslında bir kadın ve bir erkeğin orta çağda nasıl münasebet kurdukları üzerinden referanslar karşımıza çıkmakta. Bu noktada kilisenin tutumu ve yönetimlerin ilişkiler üzerine kararları da oldukça büyük bir yer kaplıyor. Kitapla ilgili ilginç bulduğum noktalardan biri kilisede ilişkiye giren kadın ve erkeklere yönelik uzunca bir bölüm ayrılmış olmasıydı. Burada çeşitli örnekler sunulmuş ve kitabın genel akıcılığını biraz sekteye uğratmış diyebilirim. Bunun dışında aslında günümüzdeki flört, evlenme, aileyle tanışma gibi pek çok konu başlığının temellerinin orta çağda atıldığını görebiliyoruz. Kol kola girmek, el ele yürümek, yüzük, çeyiz vb. pek çok unsur aslında orta çağ Avrupa topraklarında şekillenmiş. Güzel notlar almamı sağladı bu detaylar. Bunun dışında boşanmalar, genelevler, zina, aldatmalar gibi pek çok konunun Orta Çağ'da ele alınış şekli gerçekten oldukça ilgi çekici örneklerle işlenmiş. Konu hakkında merakı olanlar için tavsiye edilebilecek bir kitap.
Orta Çağ Avrupa’sında Aşk Tutku Entrika Ve RomantizmPınar Ülgen · Yeditepe Yayınevi · 202325 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çok kıymetli bir çeviri
9/10
·144 syf.··
2023 19. kitabı
Kutsi Aybars Çetinalp'in Latince aslından dilimize kazandırdığı Konstantinopolis'in Zaptı, Gunther Von Pairis'in bir seyahatname tadındaki anlatısı ile oldukça keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Bir Germen olan Martin adlı ruhban sınıfından bir keşiş/savaşçının 4. Haçlı Seferi ile Mısır ve Akka'ya yelken açmak isterken İstanbul'un işgali içerisinde kendisini nasıl bulduğunu, ikinci ağızdan anlatan bir eser. Martin'in kendi macerasını tamamlayıp Almanya'ya (Dönemin Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu) döndükten sonra bir hatırat niteliğinde Gunther'e yazdırması ile ortaya çıkan bir çalışma bu. Gunther her ne kadar Katolik bakış açısından oldukça subjektif değerlendirmelerle metni doldurmuş olsa da özellikle 13. Yüzyılda Yunanlara ve Ortodokslara karşı Katolik dünyasının ne gözle baktığını çok güzel ortaya koymakta. Metnin pek çok yerinde Yunan nefreti ve Ortodokslara karşı saldırgan tutumlara destek dikkat çekmekte. Latin ve Germen dünyasının Doğu Roma olarak bilinen, Bizans İmparatorluğu'nu Hristiyan olarak kabul etmediğini hissettiren bir anlayış hemen her satırda yansımakta. Batı dünyasının asırlar sonra geliştirdiği "Yunan romantizmi"nin dinamiklerini inceleme ihtiyacı hissettim çünkü Gunther'in satırlarında ciddi bir Yunan nefreti, rahatsız edici boyutta hissedilmekte. Bununla birlikte 4. Haçlı Seferi öncesinde Hristiyan dünyası içerisinde ne kadar büyük düşmanlıklar olduğunu da Venediklilerin bütün bir Haçlı seferini kendi çıkarları için kullanıp Macaristan topraklarının işgaline yönlendirmesinden anlayabiliyoruz. O dönem Macaristan'ın elinde bulunan Dalmaçya kıyılarına çıkan 4. Haçlı Ordusu, Zara kentini kuşatıp Venedik Dükasının kontrolüne geçinceye kadar saldırı altında tutuyor ve bunun sonunda Papa tarafından aforoz ediliyorlar. Bu noktada araya arabulucular
Konstantinopolis’in ZaptıGunther Von Pairis · KRONİK KİTAP · 202265 okunma
İyi bir deneyim yaşatmadı.
4/10
·238 syf.··
2023 18. kitabı
Seyahatname okuru olarak sayımız oldukça az. Bir seyahatnameyi hangi unsurların değerli kıldığını, seyahatname okurken hangi yan kaynaklarla birlikte hareket edilmesi gerektiğini bilmek uzun yıllara dayanan tecrübelerle geliyor. Sanırım Türkiye'de araştırmacı ve akademisyenler haricinde seyahatnameleri hakkıyla okuyan bir avuç insandan biriyimdir. Bunu hem seyahatname okuyan insanlarla yaptığım sohbetlerden hem de aslında pek fazla seyahatname okuru olmamasından anlayabiliyorum. Ebu Hamid Muhammed el-Gırnati gerçekten çağının önemli gezginlerinden biri. O kadar geniş bir coğrafyada seyahat etmiş ki muhtemelen onun gördüklerini, yaşadıklarını çok az insan deneyimleyebilir. Fakat iş bu gezileri kağıda dökmeye gelince, Gırnati hakkında söz konusu topraklardan "öylece geçip gitmiş" dememek için insan zor tutuyor kendisini. Geziyor olmak ile gezgin olmak arasında ne kadar büyük bir fark olduğunu bize hissettirmiş Gırnati ve gezginden ziyade, gezmeyi seven biri olduğunu ortaya çıkaran fasıllar kaleme almış. Kitabın girişteki açıklama kısmında da belirtildiği üzere, kendisi kimi zaman yalancı kimi zaman da cahil olarak nitelendirilmiştir. Yani şöyle bir düşününce Büyük İskenderiye Feneri gibi dünyanın harikaları arasında sayılan bir yapı yıkılmadan önce gören az sayıda seyyahlardan biri olmasına karşın, bu yapı hakkında kulaktan duyma bazı söylentiler haricinde not almamış olması hakkındaki iddiaları da doğrular nitelikte. Çağdaşı sayılabilecek İbn Cübeyr aynı coğrafyalardan geçip çok daha detaylı bilgiler aktaran gerçek bir gezgindir. Gırnati hakkında beni hayal kırıklığına düşüren bir başka unsur da Mısır Piramitleri'ni görüp, önemini anlamasına karşın Mısır hakkında genel bir tasvir yapmamış olması. Misal Sfenks heykelini görmüş mü? Gördüğünde ne kadarlık bir kısmı
Gırnati SeyahatnamesiEbu Hamid Muhammed El Gırnati · Yeditepe Yayınevi · 201823 okunma
Eşsiz bir zaman yolculuğu
Puan vermedi·272 syf.··
2023 17. kitabı
Yine haritam elimde bir seyahatnamenin daha sonuna geldim. O kadar büyüleyici ve keyifli bir yolculuktu ki çevirmen Ramazan Şeşen'e teşekkür etmek isterim. İbn Cübeyr bir Endülüslü. Yolculuğumuz Akdeniz'in batı kıyılarında başlıyor. Oradan Sicilya ve Güney Ege üzerinden İskenderiye'ye varıyoruz. Henüz Selahattin Eyyubi hüküm sürmekte ve Eyyubiler döneminde Mısır'ı gözlemliyoruz. Nil Nehri boyunca güneye doğru inerken Piramitleri ve Sfenks'i görüyoruz. Sfenks'in o dönem başı hariç tüm gövdesinin kumlar altında olduğunu Cübeyr'in tasvirlerinden anlayıp şasırıyoruz. Nil boyunca gördüğü her ne varsa aktarıyor. Ardından Kızıldeniz üzerinden Cidde'ye ve Mekke'ye ulaşıyoruz. Cübeyr'in burada yaptığı Hac anlatısı oldukça detaylı. Öyle ki ben güncel kaynaklarda bile bu kadar incelikli bir Hac anlatısı görmedim. Bu bakımdan eser çok ama çok kıymetli. Çok uzun bir süre Hicaz bölgesinin her detayını biz aktarıyor ve ardından Bağdat'a doğru yolculuk başlıyor. Moğol istilası öncesi Bağdat'ın son durumunu yansıtan çok nadide bilgiler sunuyor. Ardından Halep ve Lübnan üzerinden tekrar Batı Akdeniz'e dönerek yolculuğu tamamlıyor. Tek kelimeyle mükemmel bir seyahatname okudum. Seyahatnameleri kıymetli yapan şey döneme dair pek çok tartışmalı bilgiye açıklık sunmalarıdır. Bu seyahatnamede tarafsız ve objektif bir Endülüslünün Selahaddin Eyyubi hakkında sunduğu kaynak bilgiler bize güncel tartışmalardan birinin cevabını veriyor: Selahaddin Eyyubi Türk müydü yoksa Kürt müydü? Cübeyr çok açık bir şekilde Eyyubi'nin Oğuz boyundan olduğunu belirtiyor. Eyyubi'nin kardeşi Tuğtigin ile karşılaşması ve onun da Oğuz olduğunu belirtmesi oldukça açık bir delil niteliğinde. Hatta Oğuzların 13. Yüzyılda Nil'in güneyinden Mekke'ye, Bağdat'a kadar çok geniş bir alanda kalabalıklar halinde bulunduğu
İbn Cübeyr Seyahatnamesiİbni Cübeyr · Yeditepe Yayınevi · 202033 okunma
Çok incelikle hazırlanmış bir kaynak eser
Puan vermedi·176 syf.··
2023 16. kitabı
Eser oldukça değerli. Miechowita on parmağında on marifet bir orta çağ bilim insanı. Pek çok konuya eğilmiş pek çok konuda uzmanlaşmış. Orta Çağ'da Karadeniz'in kuzeyinden Hazar'a kadar olan bölgelerde neler yaşandığını sosyopolitik ve antropolojik açıdan oldukça detaylı aktarmaya çalışmış. Yer yer bir seyahatname yer yer bir coğrafya kitabı gibi ilerleyen eser tarihsel bilgiler de aktararak özgün bir sosyal analiz sunmakta. Miechowita pek çok noktada yanlış ve eksik bilgiler de aktarmış Berrin Kalyon bu detayları ustalıkla açıklayan notlar eklemiş ve sayfa sonu açıklamaları oldukça doyurucu olmuş. Özellikle Avrupalıların Orta Çağ'da Tatarlara ve Moğollara bakış açısını güzel aktaran bir eser olduğunu düşünüyorum. Türkleri nasıl konumlandırdıkları ve değerlendirdikleri hakkında da enfes detaylar sunmakta. Araştırmalarım için keyifle arşivime eklediğim bir kitap oldu. Tarih aşıklarına tavsiye ederim.
Doğu Avrupa'nın Tarihi CoğrafyasıMaciej Miechowita · Kronik Kitap · 202222 okunma