Bütün mesele, Türklerin zihninde kendileri için başka, Kürtler için başka ölçülerin ve değerlerin bulunması değil mi?
Kürt sorunu denen şey bu kadar yalın.
Bu ülkede Türkler için ölçüler başka, Kürtler için ölçüler başka.
Ne yaşamına, ne ölümüne aldırdığınız bu insanlardan ne istiyorsunuz?
Ne istiyorsunuz Kürtlerden?
Leyla Zana, “Referandum yapalım, özerklik mi, federasyon mu, ayrılık mı ortaya çıksın” deyince, “savaş meydanına gel de al” deyip silahı gösteriyorsunuz.
Eşit olalım” dediklerinde, “Kürtlerin anadilde eğitim yapması ülkeyi böler” deyip kendi çocuklarınıza tanıdığınız hakları Kürt çocuklarına tanımıyorsunuz.
Eşit olmuyorsunuz, ayrılmıyorsunuz, acılarını paylaşmıyorsunuz.
Nedir istediğiniz?
Ne istediğiniz aslında açıkça görülüyor, siz efendi olmak, Kürtleri de köle yapmak istiyorsunuz.
Kürtler köle olmayacak.
Asla gerçekleştiremeyeceksiniz bunu.
Bu bencilliğiniz, bu kibriniz, bu nobranlığınız, bu hoyratlığınızla öyle nefret tohumları ekiyorsunuz ki Kürtlerin yüreğine, böyle giderseniz bu ülkede savaş hiç bitmeyecek.
Neden anlamıyorsunuz?
Kürtler dağlara isyanını, öfkesini, “bu aşağılamaya” karşı direnişini göstermek için çıkıyor.
Bunun için ölümü, ölmeyi, öldürmeyi göze alıyor.
O insanları öldürüyorsunuz, özür dilemiyorsunuz.
O insanları öldürüyorsunuz, aldırmıyorsunuz.
Türkler öldüğünde ağlıyor, Kürtler öldüğünde havaifişekli kutlamalarda gülüyorsunuz.
Otuz yıldır bu insanlar dağa çıkıyor.
Niye çıktıklarını sanıyorsunuz?
Kandırıldıklarını” söylüyorsunuz, kandırılmıyorlar, kendi iradeleriyle, öfkeleriyle, Türklere var olduklarını, haysiyet sahibi olduklarını, köleliği kabul etmediklerini göstermek için çıkıyorlar dağlara.
Siz kendinizi değiştireceğinize Kürtleri değiştirmeye, onları bu “ikinci sınıf vatandaşlığa” razı etmeye çalışıyorsunuz, korkutmaya