Koca iştihamli zengin Ebu cehil Alahin Resulune sorar; Senin getirdiğin dini kabul edersem bana ne var? Nebi cevap verir; Köle Bilal'e ne varsa, sana da o var...
Ya odanda öldürdüğün örümcek bütün hayatı boyunca seni oda arkadaşı sanıyorsa.
Demişti Dostoyevski.
Hassas bir kalbe sahipseniz, dünya sizi elbette incitir..
Kütlerin yaşadığı acılar insanlığın utancıdır Kürtler sadece yok sayılmadı; işkence gördü, sürüldü, öldürüldü. 1937'de Dersim'de binlerce insan bombalandı, kadınlar ve çocuklar öldürüldü. Bu bir isyan değil, bir halkın cezalandırılmasıydı.
Cesetler derelere atıldı, sağ kalanlar sürgüne yollandı. Sessizce.1980 darbesiyle birlikte Diyarbakır Cezaevi bir ölüm fabrikasına dönüştü. Kürt mahkûmlara zorla Ne mutlu Türküm diyene" dedirtiliyor, kendi dışkılarını yemeye zorlanıyorlardı. Köpeklerle parçalanıyor, elektrikle işkenceye uğruyorlardı. Dillerini konuşamıyor, insan olduklarını bile savunamıyorlardı.90'larda ise binlerce köy yakıldı. Aileler yerlerinden edildi, binlerce insan faili meçhul cinayetlerle yok edildi. Geceleri gelen beyaz Toroslar, geride yaslı analar bıraktı. Çocuklar babasız, kadınlar eşsiz kaldı. Gözaltına alınanların bir kısmı bir daha hiç dönmedi. Bu sadece Türkiye'de yaşanmadı. Saddam Hüseyin'in Irak'ında Halepçe'de kimyasal gazla 180 bin Kürt öldürüldü. İran'da Kürtler asıldı, Suriye'de ise kimlikleri bile yok sayıldı. Bir halk ne kadar susarsa, o kadar çok bağırır içinden. Ve biz bugün o suskunluğun, bastırılmış acının yankılarını hâlâ duyuyoruz.Bu yazı, sadece geçmişi hatırlatmak için değil artık kimsenin dili, kimliği, kültürü yüzünden aşağılanmaması, öldürülmemesi, işkence görmemesi için yazıldı.Çünkü her insan, onuru ile yaşama hakkına sahiptir.