"Biri ölünce kol kırılır; yen içinde kalır derler. Biri şehit olduğunda ise ateş düştüğü yeri yakar derler. O ateş, sıvasız, camında eskimiş bir Türk bayrağı asılı olan eve düşer... İşte o an aralanır cam, eser sert bir rüzgar, yükselir bir ezan; Bir ana evladından ırak düşer, bir yâr gözyaşıyla toprağa düşer, bir evlat sevdiğinden ayrı düşer..."
" Kolundaki ay yıldızlı bayraktan süzülerek yere usulca damladı kanı. Tek, tek, tek...
Emek Karahan bir evin tek çocuğuydu. Emek Karahan, annesinin süslüsü babasının yiğidiydi. Emek Karahan, adı unutulacak ama kurtardığı bebekte ismini yaşatacak, bu vatanın isimsiz kahramanlarından sadece biriydi.
Astsubay Kıdemli Çavuş Emek Karahan, kanı yere dökülen ama bayrağı göklerde dalgalanan bir milletin bayrağındaki kan kırmızıdan bir parçayı artık."
"İsterse iki kolun, iki bacağın da olmasın. Nefes alıyorsa bir insan, ilk vazifesi vatanı için savaşmaktır. Çünkü kolsuz yaşar insan, bacaksız yaşar ve hatta anasız babasız bile yaşar. Ama vatansız yaşayamaz."
Bu vatan için canını ortaya koyan, toprağa düşen, ismi bile anılmadan yok olan hiçbir yiğidi unutma. Unutma ki bu toprak, onların sessizce attığı son adımlarla vatan oldu. Bu bayrak, onların son nefesinde yükseldi. Ve bu özgürlük, onların mezar taşlarına yazılmayan dualarla kazanıldı.
Unutma...
Adı bilinmeyenleri.
Unutma...
Gölgesinde yaşadığın o kahramanları.
Çünkü onlar sustukça sen konuşabildin. Onlar öldükçe sen yaşayabildin.
Ve bir gün senin de sıran geldiğinde adını bilen olmasa da bu vatan seni de unutmayacak.