“Bu bataklığın bir dibi,bir sonu yok;değil mi?İnsanoğlunun içindeki o karanlığın,o korkunçluğun bir sınırı yok.”
Kara Dere Köyü’ndeyiz..Ormanın yuttuğu,tekinsiz bir köy.Ve bir ceset ihbarı.Adli Tıp Uzmanı Soner,gece yarısı Savcı Volkan’dan bir telefon almasıyla vahşet dolu bir bilinmezliğin kapılarını aralıyor.
Karşısındakini insan olarak görmeyen,onları düzeltilmesi gerekilen birer parça olarak düşünen bir katille başbaşayız.Adli tıp uzmanı Soner,Savcı Volkan ve Jandarma görevlisi Aykut insan aklının sınırlarını zorlayan bir canavarla köşe kapmaca oyunu oynar gibi takip ediyorlar puzzle parçalarının tümünü.Karşılarındaki kesinlikle sıradan bir ‘seri katil’değil. O bir canavar,kurbanlarını öldürmeden önce onların beş duyusunu(görme,işitme,tat,koku,dokunma)vahşice yok eden,cesetlerin üzerine bıraktığı sembol ve notlarla tüm sisteme,görmeyen/duymayan herkese ‘kendince’karşı duran hastalıklı bir zihin..Ve bu hastalıklı zihnin ardında bıraktığı tüm izler,çözülmeyi bekleyen birer mesaj.
Araştırma sonucunda buldukları ekibi tek bir yere götürdü.. Karaağaç Lisesine ve okulun tiyatro kulübüne!Öldürülen iki kişinin üye olduğu bu kulüp geçmişinde neleri saklıyordu?Özenle hazırlanmış ama asla oynanmamış bir oyun,isimsiz bir çocuk ve bolca sır..Bunların yanında tüm bu süreç içerisinde Kırmızı Ritüel katillerinin sürekli arayarak kendilerini hatırlatmaları ve dahası bazı delillerle ilişkili olmaları!Bu dosyayla Kırmızı Ritüel dosyası arasında nasıl bir bağ var?Adli tıp uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Aykut bu gizemi çözebilecekler mi?
İnanılmaz sürükleyici bir kurgu,zekice işlenmiş bir hikaye!Yazarımızın adli tıp uzmanı olduğunu yeniden hatırlatmalıyım!O otopsi sahneleri yine neydi öyle?Cerrahi teknikler ve olay yeri inceleme detayları o kadar net ve çarpıcı bir şekilde işlenmiş