Ozlem

Ömrünce hayatın anlamı üzerine düşünmekten başka hiçbir şey yapmamış olan bu bilge adam, zamanının bütün büyük öğretmenleriyle tanıştıktan sonra orada yalnız başına yaşamaya başlamıştı, çünkü gerçek ve yüce öğretmenin herkesin kendi içinde bulunan olduğunu anlamıştı.
“Sabahları uyandığınızda yüreğinize, midenize, akciğerlerinize, karaciğerinize gülümseyin. Unutmayın ki onlara pek çok şey borçluyuz.” Ünlü Vietnamlı Budist Keşiş Thich Nhat Hanh
Onların gözünde ben sadece bir bedendim: İyileştirilmesi gereken bir beden. Bu yaklaşıma söyleyecek iyi bir sözüm vardı. Ben aynı zamanda bir zihinim, belki aynı zamanda bir ruhum ve kesinlikle bir öyküler, deneyimler, duygular, düşünceler ve heyecanlar birikimiyim; bütün bunların hastalığımla çok yakından ilişkileri olmalı. Hiç kimse bunu göz önünde bulundurmak istemiyor ya da beceremiyordu. Saldırılması gereken kanserdi; el kitaplarında ayrıntılarıyla tanımlanmış, olumlu ve olumsuz sonuç istatistikleri tutulmuş, herkese ait olabilecek bir kanser. Ama o, benimki değildi!
Başkalarına ait o kadar çok yaşantı görmüştüm ki. Şimdi yalnızca beni en çok ilgilendiren hayatı seyrediyordum: Kendi hayatımı.
Atlı karıncada bir tur daha
Bana öyle geldi ki, sanki bütün hayatımı bir atlıkarınca üzerinde geçirmiştim: İlk başlangıç anından beri beyaz at bana düşmüştü ve onun üzerinde keyfimce alçala yüksele dönerken -bunu ilk kez o anda farketmiştim- kimse bana biletim olup olmadığını sormamıştı. Hayır. Gerçekten de biletim yoktu. Tamam; şimdi kontrolör gelmişti ve bedelini ödüyordum; eğer işler yolunda giderse, belki… atlıkarıncada bir tur daha atabilirdim.