William Blake, bir kum tanesinde ebediyeti görebildiğini söyler, bence şair gerçekten de bunu yapmıştır. Eğer siz veya ben bunu yapamıyorsak, yüzeydeki dünyayı okumak ve onun altındaki derin akımları anlamak için kendi yolumuzu bulmamız gerekir.
Dindarlıkları komplekslere ve grup düşüncesine hizmet ediyorsa ve kişisel maneviyatın gelişmesini, gizemle bağlantı kurulmasını engelliyorsa, aslında o kadar da dini olmayabilir.
Jung'un şu sözleri yine tam yerindedir:
" Mesele dinin olması ya da olmaması değil, ne tür bir dinden bahsettiğimizdir; insan gelişimini ilerleten, onun belirli insani güçlerini ortaya çıkaran bir din mi, yoksa onu felç eden bir din mi? "
Birçoğuna ulaşabildiğimiz gençlik hırsları gerçek anlamda ruhlarımıza hizmet edebilseydi, toplumda çok daha fazla mutlu insan görmek mümkün olurdu. Yaşamın ilk yarısının istekleri ikinci yarısında da işe yarasaydı, etrafımızda bu kadar çok sayıda boşanmaya ve madde bağımlılığına şahit olmazdık veya bu kadar çok antidepresan yazmak zorunda kalmazdık. Ayrıca derin mutsuzluğumuzu gidermek için bizi günlük oyalanmalarla ve sürekli artan heyecanlarla dikkatimizi dağıtmaya dayalı bir kültür geliştirmezdik. Jung'un da belirttiği gibi, "Yaşamın öğleden sonrasını, yaşamın sabahının programına göre yaşayamayız çünkü sabah bize muazzam gelen şeyler akşam küçük gelmeye başlayacaktır ve sabah hakikat olarak gördüğümüz şey bir yalana dönüşecektir."