Açtım dolabı bir bir ayıkladım
Eski hatıraları
Dolmuştu miâdı
Dedim sen Eskiciiiiiiiiii mi
Yoksa tarihçi misin
İkisi de değilsen
Koy çuvala salla gitsin
Çöpçünun arabasına
Hep dün de yaşarsan
Ne günün olur
Ne yarın dan umudun....
Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.
UÇUN KUŞLAR
Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır
Ormanlar koynunda bir serin dere
Dikenler içinde sarı gül vardır
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır
Orda geçti benim güzel günlerim
O demleri anıp bugün inlerim
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır
Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok
Feryadıma karşı aks-i sada yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır
Hey Rıza kederin başından aşkın
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın
Sende derya gibi daima taşkın
Daima çalkanır bir gönül vardır
RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI
Rıza Tevfik Bölükbaşı
“Hoşlanmak” ile “Sevmek” arasındaki fark nedir?
Buda tarafından güzel bir dille cevaplanmış:
Eğer bir çiçekten hoşlanırsanız, onu kökünden/dalından koparırsınız. Eğer bir çiçeği severseniz onu her gün/düzenli olarak sularsınız.